Bilmezler nasıl aradık birbirimizi, Bilmezler nasıl sevdik, İki yitik hasret, İki parça can... Hasretinden Prangalar Eskittim
"İzleyin!" diye kükredi kale kulesinden, "Ben, kökenini güneş tanrıçası Amaterasu'ya dayanan doksan beş nesildir süren soyun varisi İmparator Go-Daigo'nun ikinci oğlu Prens Morinaga'yım. Adamlarım kaçtı. Şimdi onlara ve size olan tiksintimden kendimi yok edeceğim! Dikkatle izleyin ve karınlarınızı nasıl keseceğinizi öğrenin, çünkü sizin gününüz de kesinlikle gelecek." Zırhını çıkardı ve kuleden aşağı fırlattı. Artık tüm düşmanları, onun bir prensin giysilerini ve pelerinini giydiğini görebiliyordu. Onlar izlerken, karnına bir kılıç sapladı, temiz bir şekilde soldan sağa doğru kesti ve bir avuç bağırsağını duvara fırlattı. Dizlerinin üstüne çökerek, kılıcın ucu boğazına değene kadar kılıcı ağzına soktu. Sonra kendini ileri doğru itti ve öldü.
Alıntı
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
"Müttakilere vaad olunan cennetin durumu şudur: -İçinde tadı ve kokusu bozulmayan sudan nehirler, -tadı değişmeyen sütten nehirler, -içenlere lezzet veren şaraptan nehirler ve -süzme baldan nehirler vardır..." Bilinen fiziksel dünyada süt, bal veya şarap gibi yoğun ve organik maddelerin nehirler halinde akması, akışkanlar mekaniğine ve eşyanın tabiatına aykırıdır; çünkü bu maddeler açık ortamda hızla bozulur, pıhtılaşır ve tortu bırakır. Ayette bu nehirlerin "tadı ve kokusu bozulmayan" şeklinde nitelenmesi, bunların bildiğimiz hayvansal veya bitkisel maddeler olmadığını gösterir Muhyiddin İbnü'l-Arabî Hz. bu 4 nehri insan idrakinin ve ruhunun dört temel ihtiyacının fıtri karşılığı olarak yorumlamıştır: -Su Nehri: Mutlak hayatın, saf bilginin ve ilahi fıtratın akışıdır. -Süt Nehri: Ruhun beslenmesini, gelişimini ve ilahi fırattaki çocuksu saflığı temsil eden nurani bir akıştır. -Şarap (Aşk/Vecd) Nehri: Akli prangalardan kurtulmanın, ilahi muhabbetle sarhoş olmanın ve sınırsız neşenin frekansıdır. -Bal Nehri: Şifanın, yüksek idrakin, süzülmüş ve damıtılmış hakikat bilgisinin akışkan halidir. İbnü'l-Arabî Hz, cennet nehirlerinin kaynağının Besmele olduğunu söyler. Ona göre: "Bismillah"ın içindeki harflerin ve kelimelerin manevi pınarlarından bu dört nehir doğar. Nehirler, İlahi isimlerin (Esma-i Hüsna) insanın ruhundaki ve idrakindeki yansımalarından ibarettir. Cennet mekanları, varlıklarını ve canlılıklarını bu nehirlerin taşıdığı ilahi enerjiden alırlar. Nasıl ki kuantum seviyesindeki sicimler ve enerji dalgalanmaları gözle gördüğümüz katı maddenin "altında" yer alıp onu var ediyorsa, cennet nehirleri de cennet aleminin altından akan, onu sürekli besleyen, yenileyen ve her an canlı tutan yaşamsal frekans bantları olabilir. (Ley hatlarını hatırlayalım
bazı hesaplar
Kişi 1 Sen haklıydın, Mavi Çocuk. Ben ne yaptıysam onun beni sevmesi için yaptım. Bir gülüşünü kazanmak için kendimden vazgeçtim, bir bakışını kaybetmemek için bana en çok iyi gelen insanı kaybettim. Seni bile karşıma aldım. Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum; bir insanı sevilmeye ikna etmeye çalışırken, beni zaten seven bir dostun elini bırakmışım. Bana neden yalan söylediğimi sorduğunda cevap verememiştim ya… Şimdi biliyorum. Çünkü ben gerçeği biliyordum ama siz bilmiyordunuz. Ben onun beni sevmediğini hissediyordum ama siz onu beni seviyormuş gibi bilin istedim. Belki de bir yalanın içinde biraz daha yaşayabilmek için, kendi kalbimi kandırmaya devam ettim. İnsan bazen gerçeği inkâr etmiyor; sadece gerçekle yalnız kalmaktan korkuyor. Seni kaybettiğim için içimde hâlâ büyük bir sızı var. Çünkü sen bana dostluğun ne olduğunu, bir insanın gerçekten görülmesinin nasıl bir şey olduğunu öğrettin. Bana kattığın her şey için minnettarım. Umarım hayat, senin kırılgan kalbini benim yaptığım gibi incitmez ve gittiğin her yerde güzellikler seni bulur. Ve şimdi seni suçlamayı da, kendimi affetmeyi de zamana bırakıyorum. Çünkü bazı dostluklar biter ama minnet asla bitmez. Kişi 2 Henüz dünyanın nefesini ciğerlerime çekmeden bağ kurdum seninle. İnsan ilk bağını kurduğu kişiyi seçemiyor zaten; gözlerini açtığında kendini onun sevgisinin içinde buluyor. Ama zamanla öğreniyor ki bazı bağlar kök salmıyor, sadece düğüm oluyor insanın içinde. Ben hep şunu düşündüm; eğer gerçek beni bilseydin, içimdeki kırgınlıkları, korkuları, yanlışlarımı, eksiklerimi görseydin bana böyle bakmazdın. Bana duyduğun sevginin, tanıdığın kişiye değil, olmak istediğin kişiye ait olduğunu düşündüm. Bu yüzden sana kendimi hiçbir zaman bütünüyle gösteremedim. Belki de en büyük yalnızlık, birinin seni
Kırmızıyı sevdiğini bilseydim Hayallerim kıpkırmızı olurdu … Gülhane’de simit satan çocuklar Nasıl anlasınlar ellerimizin Neden böyle çekingen olduğunu Ayasofya önünde tramvay bekleyenler Gökyüzüne dokunurken bu acı Kimdir diye sorsunlar içlerinden Birlikte yürüyen iki yabancı Biz gitsek de, İstanbul’da yine de Yıllar yılı gezinmeli bu sızı Benden bir yaralı şiir kalmalı Senden bir tebessüm, bir de kırmızı Nurullah Genç
Her şeyin yabancılaştığı, manânın şeffaflaştığı, iyiye ve güzele dûçar iken hasret kaldığımız bu zamanda; kim olduğun, neyi temsil etme gayretinde olduğun, ne için var olduğun bilincini diri tutmak iyice zor hâle geldi. Aidiyet her zaman sancılı olmuştur fakat bu ahir zamanda Müslüman için çok daha zor olduğu şüphesizdir. Bir söyleşide Sadettin hocaya, kendini bu çağa ait hissedip hissetmediği sorulmuştu. Cevabını çok beğenmiştim ancak cevaptan öte tereddütsüz oluşu çok daha kıymetliydi benim için; "Ben bu çağın tam ortasında yaşıyorum. Beni bu çağın ortasında hayata getirene şükrediyorum ve değerlerimle bu çağda nasıl var olabilirim, buna bakıyorum ve elhamdülillah var oluyorum, kesinlikle kaçmıyorum. Ben, bu çağın insanıyım..." Bu çağın insanı olmak fakat çağa teslim olmadan, kendin olarak var olmak. Direnmek boynumuzun borcu.
Duygu ve Düşünce

Esra

@esra_ates
·
Yürüyüş yapmak; tefekkür vakti. Akşamüstü yürüyüşlerinde çokça düşünür, çok şeyden vazgeçebilir ve çoğu şeyi kabul edebilirim. Ben, en çok yürüyüş yaparken ikna olmaya hazırımdır.
Duygu ve Düşünce