Karısının kendisini bulduğunu, dünyanın karşısına çıkarken üstümüze bir giysi gibi giydiğimiz yapay benliğini günbegün bir kenara ittiğini göremiyordu.
Elbette "azizler" derken, kastımızın ne olduğunu sorabilirsiniz. Dürüst insanlardan
bahsetmek yeterli değil midir? Bunların bir azınlık olduğu gerçektir. Bundan da fazlası, her zaman azınlık kalacaklardır. Yine de bu azınlığa katılmanın büyük bir mücadele gerektirdiğini düşünüyorum. Dünya kötü bir durumdadır ve her birimiz elimizden gelenin en iyisini yapmazsak daha da kötüsü olacaktır
Bu yüzden de uyanık olalım. İki şekilde uyanık olalım: Auschwitz'ten beridir insanın neler yapabileceğini biliyoruz.
Hiroşima'dan bu yana ise neyin tehlikede olduğunu.
Edith Weisskopf-Jelson, logoterapötik olarak şu gözlemi yapmıştır: "Deneyimlemenin, edinmek kadar değerli olduğunun farkına varılması iyileştiricidir çünkü dış dünyaya yönelik kazanımın, içsel deneyim dünyası pahasına vurgulanmasına karşı koyar."
Logoterapinin ortaya koyduğu gibi, insanı hayatta anlama ulaştıran üç temel yol vardır. İlki bir yaratım ya da görev yerine getirme sürecidir. İkincisi, bir şeyi deneyimleme ya da biriyle etkileşimdir: Diğer bir deyişle anlam, sadece çalışmada değil aynı zamanda sevgide de bulunabilir.
Daha da önemlisi ise hayattaki anlamın üçüncü yoludur:
Umutsuz bir durumun çaresiz bir kurbanı bile, değiştiremeyeceği bir kaderle karşı karşıyayken kendi ötesine geçebilir ve bunu yaparken kendini değiştirebilir. Kişisel bir trajediyi bir zafere dönüştürebilir.