Kim, ne hakla eleştirebilir sinirliliği? Sinirlilik tamamen felsefi bir konum, bir kendi kendine oluşumdur, tepeden tırnağa içtenlikle doludur ve yerden göğe kadar mantıklıdır. Denilebilir ki gerekli bir şeydir, şarttır.
“DİKKAT ASKERİ BÖLGE” yazısı bize ne yaptırmaya yönelik? Oraya girilmeyeceğini mi belirtiyor? Giremeyiz ki zaten. Selam mı durmalıyız? Tel örgüden içeri bakmamak mı gerekir? Oradan hızlı mı geçmeliyiz? Dikkat etmemiz gereken konu ne? Bir korku mu duymalıyız içimizde? Eyvah, askeri bölge! Suçumuz ne?
Bizde kitap satıcısı da, edebiyat keyfiyle yoğrulmuş, sattığı kitapların çoğunu okumuş, bu aşkla kitap satan tipler değil. Eskiden öyle kitapçılar vardı. Orada oturup edebiyat sohbetleri yapılırdı. Bir kitaptan uzun uzun konuştuktan sonra satın alırdınız onu. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Aksaray’daki kitabevi, bir edebiyat lokaliydi. Şimdiki kitapçılar daha çok kırtasiyeci.
Hangi koşul ve konuma koyulursa koyulsun bitmiyor insan denen garip hayvanın şikayetleri. Yaratılıştan beri içimizde var olan doğal endişelerden mi kaynaklanıyor bu? Belki de kendimizi çok fazla sevmemizden. Olamadığımız yerde olduğumuz zaman mutlu olacağımıza inandırmışız kendimizi.