Bilâhare sosyalizm nazariyelerine gelince göreceksiniz, sosyalizm, mülkiyetçi değildir. Herhangi bir yurttaşın bir gayrimenkule, bir eve, bir tarlaya sahip olmasını doğru bulmaz. Halbuki köylünün görüşü; menfaat, hesap, yaşayış ve anane bakımından bu sosyalizm doktrinlerinin tam zıddınadır. Köylü, toprağına ve evine bağlıdır, ona sadık bir unsurdur.
Sonra sosyalist, beynelmilelcidir. Kendi bulunduğu ulusun müşterek menfaati içinde kendisini bir cüz olarak kabul etmez. Kendisini, diğer ulusların içindeki işçi tabakalarıyla bir görür; kendi ulusunun içindeki sermaye sahibini de, varlıklıyı da kendisine düşman sayar.
Şunu şöyle bir misalle göz önüne koyalım: Sosyalist mektebe göre, Eskişehir'deki şeker fabrikasının işçisi Çekoslavakya'daki şeker fabrikasının işçisini, Uşak'ta halı satan bir tüccardan daha çok sevmelidir; Çekoslavakya'daki yabancı bir işçi, ona yurttaşı olan bir tüccardan daha yakındır. Halbuki dünyanın hiçbir yakasında köylü böyle düşünmez. Köylü, ulusçudur; kendi faydasını, kendi ulusunun menfaatleri ile bir görür. Ve işte bu yüzden çiftçi veya köylü, proletarya damgası altında kendisini çağıran işçinin davetine koşmamıştır.
Gerçi köylünün liberalizm ile hålledilmesi icap eden meseleleri vardır. Köylü, kredi ucuzluğunu ve kolaylığını ister; çiftçi, ürünlerinin değerine satılmasını ister, kendilerine lâzım olan maddeleri, onları yapanlardan ucuza almak arzu eder. Eşyanın fabrikadaki normal istihsal fiyatına gayet az bir kâr ilave edilerek ucuz satın alınması işine gelir. Hâlbuki fabrika ürünleri, fabrikadan sonra tüccar, mutavassıt ve esnafın elinden geçer. Her birinin kârı eklenerek ve her biri alıcısından kâr bekleyerek fiyat yükseltir. Köylü, bu kârlar yekûnunu vermek istemez. Fakat köylünün bu isteklerine çare, sosyalizm doktrini değil, kooperatif