Nasyonal El Plan

Nasyonal El Plan
@nasyonelplan
Antisemitizm
Yahudi aleyhtarlığı biraz da kan milliyetçiliğinden doğar, bugünkü Alman sistemi içinde Yahudi olmak eşit hak ve şeref taşımamak için yeter bir sebeptir. Yahudileri yurt içindeki, kan ekseriyetini yapan ırkın dışında ve bu farkla eşit hakka malik olmaması lâzım gelen bir unsur olarak tanıyan daha başka yerler de vardır. Tabiîdir ki, her akışın bir karşı akışı olarak, Yahudi aleyhtarı cereyanlar da Siyonist cereyanları doğurmuştur. Fakat bir başka bakışla da Yahudilik tesanütünün ve Yahudilerin, yaşadığı yurtlar içinde bütün başka yurttaşların üstünde kâr ve kazançta bir ve beraber oluşunun yaptığı vaziyeti, antisemit cereyanlara sebep gören ve gösterenler de çoktur.
Sayfa 100
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Irkçılık-Muhafazakar Milliyetçilik Farkı
Bugünkü Fransa, kendi sınırı içinde yaşayan ve kendi süjesi olan "vatan ve namus" parolasına uyan herkesi kendi kolları arasına alır ve sarar. Bu öyle bir milliyetçiliktir ki, bunda geçmişe, kan yakınlığına ait hiçbir şey esas teşkil etmez. Günün sınırları içindekiler kimlerden mürekkep ise, onlar ulusu teşkil eder. Mesela, Fransa'nın bugünkü sınır içinde -anayurdu kastediyorum- yaşayan herkes Fransızdır. Hakça ve şerefçe biri ötekinden üstün olmayan birer yurttaştır. Fransada milliyetçi parti diye bir milliyetperverlik teşekkülüne rast gelmezsiniz. Yukarıdaki tarif içinde birleşen Fransızlar, yurttaş ve aynı zamanda millet olarak üç renkli bayrağın gölgesi altında yurdun her nimetinden istifade ederler ve yurdun hayatı mevzubahis olduğu zaman, birden müdafaasına koşarlar. Orada tarih telâkkisi bakımından olduğu gibi, ırk ve kan bakımından da, ulusu teşkil eden bu cüzler arasında bir fark kabul edilemez. Fakat şunu unutmamalıdır ki, Fransız milletinin bünyesinde bu mânâlarda bir mahiyet de yoktur. Onun için bugünkü Fransa'da, hangi kandan olduğu ve nereden geldiği aranılmaksızın yurda vazife bağını duyan her yurttaş Fransız'dır. Bugünkü İsviçre, Fransa'ya nazaran bir bünye ayrılığı arz ederse de, burada da sınır içi milliyetçiliği telâkkisi hâkimdir Kantonların teşekkülü ve nüfusların nispeti dolayısıyla bazı kısımlarda aynı dille konuşanların bir tekåsüf arz ettiği hakikattir İsviçre'de Almanca, Fransızca ve İtalyanca konuşanların hepsi bugün İsviçrelidir; İsviçre milletindendirler. Burada da bir kan telakkisi yoktur. Bir sınır içinde yaşayan, müşterek hak ve müşte rek vazife sahibi, yurtsever insanların heyeti umumiyesi, İsviçre milletini teşkil etmektedir. Irk ve kan milliyetçiliği, sınır dışı milliyetçiliğidir de... Sınır dışı milliyet telâkkisinin, ırk
Sayfa 99
Faşizmin Doğuşu
İşte bu zamanda Yukarı İtalya'da, Po Vadisi'nde bir hareket oluyor, Mussolini bu hareketin başındadır. Mussolini'nin sosyal düşüncelerinde sezilen ilk koku, sosyalist kokusu idi. Fakat Mussolini harekete geçtiği zamanlar bu düşünceleri değiştiriyor, vaziyete hâkim olarak İtalya'daki karışıklığa çare bulmak, sınıf mücadelesine tamamen zıt ve memleketin sınıfları arasında uygunluk, uyum -ahenk mânâsına alıyorum- getiren siyasal ve sosyal bir ekol ortaya koyuyor. Bu yeni hareket, hem halk hürriyeti hem de sınıf ihtilali fikirlerine taban tabana zıt ve her ikisine karşı reaksiyoner bir harekettir. O hâlde faşizm, sınıf mücadelesine, beynelmilelciliğe ve diğer sınıfların tanıdığı siyasal inanlara zıt olan ve demokrasiyi, fırkaları ve hürriyet ihtilâlinin getirdiği parlamantarizmi inkâr eden bir politika yoludur. Bu cereyanın başında olan adamın, dinastik bir aileden, bir kral ailesinden gelen mutlak bir hükümdar yerine halktan gelmiş bir adam olması, bu rejimin absolutizmden farkı olabilir. Bu netice asırlar ve asırlar geçtikten sonra telâkkilerin çok genişlemiş ve aydınlanmış olduğu Avrupa parçası üzerinde, bir kelime ile anlatılabilir ve bir benzetişle denebilir ki; faşizm, yirminci asırda Sezarizm'in dirilişidir.
Sayfa 67
Sınıf Kavgası
Birinci ana nazariye, sınıf kavgasıdır. Her sosyalist, mutlaka isçi diye bir sınıf tanıyacak, ona bütün gönlünü, inanını verecek, o sınıfın üstün olması için her vazifeyi alıp var kuvvetiyle kavga edecektir. Sosyalizmin gayesi, işçiyi patrona, kendisini fakir farz eden ve zenginlerin sosyal hayat için düşman olduğuna inandırılan kimseleri burjuvaya saldırtmaktır. Bu kavgada sosyalizm hiçbir anlaşmayı ve uyuşmayı kabul etmez. Bu kavga, patronlardan iç alıncaya kadar sürecektir. Bu kavga, bütün bir karşı cephe vurulup yere serilerek bunun enkazı üzerinde işçi sınıfının hâkimiyeti kurulana kadar, sona kadar devam edecektir. Eğer herhangi bir sosyalist uyuşmaktan bahsetmişse, bu, muhakkak o gün için karşısında kuvvetli hissettiği hasmının tazyikini azaltmak içindir. Yoksa, işçi sınıfının bütün kavgasının amacı, demin söylediğimizdir. Sınıf birliği fikrinin yanında din telâkkilerinin de kaldırılması, sosyalizmin, dikkat gözünü çeken bir tarafıdır.
Sayfa 59
Köylü Sosyalistçe Düşünemez!
Bilâhare sosyalizm nazariyelerine gelince göreceksiniz, sosyalizm, mülkiyetçi değildir. Herhangi bir yurttaşın bir gayrimenkule, bir eve, bir tarlaya sahip olmasını doğru bulmaz. Halbuki köylünün görüşü; menfaat, hesap, yaşayış ve anane bakımından bu sosyalizm doktrinlerinin tam zıddınadır. Köylü, toprağına ve evine bağlıdır, ona sadık bir unsurdur. Sonra sosyalist, beynelmilelcidir. Kendi bulunduğu ulusun müşterek menfaati içinde kendisini bir cüz olarak kabul etmez. Kendisini, diğer ulusların içindeki işçi tabakalarıyla bir görür; kendi ulusunun içindeki sermaye sahibini de, varlıklıyı da kendisine düşman sayar. Şunu şöyle bir misalle göz önüne koyalım: Sosyalist mektebe göre, Eskişehir'deki şeker fabrikasının işçisi Çekoslavakya'daki şeker fabrikasının işçisini, Uşak'ta halı satan bir tüccardan daha çok sevmelidir; Çekoslavakya'daki yabancı bir işçi, ona yurttaşı olan bir tüccardan daha yakındır. Halbuki dünyanın hiçbir yakasında köylü böyle düşünmez. Köylü, ulusçudur; kendi faydasını, kendi ulusunun menfaatleri ile bir görür. Ve işte bu yüzden çiftçi veya köylü, proletarya damgası altında kendisini çağıran işçinin davetine koşmamıştır. Gerçi köylünün liberalizm ile hålledilmesi icap eden meseleleri vardır. Köylü, kredi ucuzluğunu ve kolaylığını ister; çiftçi, ürünlerinin değerine satılmasını ister, kendilerine lâzım olan maddeleri, onları yapanlardan ucuza almak arzu eder. Eşyanın fabrikadaki normal istihsal fiyatına gayet az bir kâr ilave edilerek ucuz satın alınması işine gelir. Hâlbuki fabrika ürünleri, fabrikadan sonra tüccar, mutavassıt ve esnafın elinden geçer. Her birinin kârı eklenerek ve her biri alıcısından kâr bekleyerek fiyat yükseltir. Köylü, bu kârlar yekûnunu vermek istemez. Fakat köylünün bu isteklerine çare, sosyalizm doktrini değil, kooperatif
Sayfa 57