Sizin de bildiğiniz gibi sevgili oğlum, siyasette insanlar değil düşünceler, duygular değil çıkarlar söz konusudur; siyasette bir insan öldürülmez, bir engel ortadan kaldırılır.
Anti militarizmin ötesinde çok derin düşünceler üzerinde tefekkür imkanı veren bir kitap.
Ülkesi savaşa giren genç bir adamın orduya davet edilmesi üzerine içine düştüğü dilemmayı dillendiren bir eser. Öyle ki çiftimiz Avrupalı değil de Türk olsaydı, yasaklı kitaplar arasında olması muhtemel bir eser olurdu diye düşünüyorum.
Jean Jacques Rousseau'nun bir sözü vardı. Özetle şöyle diyordu: "Bir şeyin doğru yada yanlış olduğuna karar verebilmenin en kestirme yolu kendini başka bir kralın hükümranlığında düşünmektir."
İnsanoğlu yaratılış gereği tamahkar bir varlık. Ondan olsa gerek Hristiyanlık bunu yedi büyük günah arasında ele alıyor. Öylesine doymak bilmiyor ki elindekini korumak ve daha fazlasını elde etmek için yeni şeyler üretiyor. İşler öyle noktaya varıyor ki inandığı dini dahi bulandırıyor, yeni kutsallar çıkıyor ortaya. Ve yığınlar buna inanıyor. Bugün her İslam ülkesinde devletin kutsal kabul edilmesi gibi. Emevilerin hilafeti saltanat haline getirmesi ile birlikte devlet kavramına bir kutsiyet atfetmeye başladı bu coğrafyanın insanı. Uğruna can verdi, can aldı. Bunları yaparken nam aldığı zannıyla avundu. Ülkenin en başındaki muhterisler komşu ülkeyle savaştı, her iki tarafın ölüleri de şehit denerek gömüldü. Evet, tamahkar insanlık ölümü de kutsamış oldu, ki ihtiyaç halinde yerlerine yenilerini koyabilsinler.
İnsanın ahlakı, dünya görüşünü belirler. Kimi canı, kimi ırzı, kimi dini, kimi de malı aziz tutar ve önceliklerini buna göre belirler. Devletler de yasalarını buna göre şekillendirir ve uygular. İşte ahlâkî farklılıklar, sizin neyi kutsal gördüğünüze göre şekillenir. Sorun Allah'ın insan için aziz tuttuklarıyla yetinmemekte yatıyor olsa gerek. Allah insana yaşam hakkı veriyor, cüz-i bir irade veriyor. Bunları aziz kabul ediyor. Bunlar uğruna mecbur