Padme

Bir zehri, insan bir kerede yutmalı, ya ölür ya kurtulur.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Mektepte bize bir şiir ezberletmişlerdi. İnsan, yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanırmış; ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar, hep birinin gönlümüzden kopup ayrılması, bir ayrı sızı uyandırırmış. Bunu yazan şair ne kadar haklıymış!
Yaşadığımız hayat nasıl bir hayattır? Açıkça söylemekten korkmayalım: Şu kısa ömrümüz yoksulluk içinde, sabahtan akşama kadar didinmekle geçip gidiyor.
Ölüm uçurumunun kenarında yalnız başına, yanında bir anlayıp acıyanı olmadan böyle yaşamaktı kaderi…
Sabah mıydı, akşam mıydı; cuma mıydı, pazar mıydı? Hepsi birdi bunların. Her günü bir an olsun dinmeyen, ıstırap veren ağrılarla, umutsuzca süren gene de henüz sönmemiş yaşama duygusuyla; yaklaşan biricik gerçekle, hep o uğursuz, korkunç ölüm ve hep aynı yalanla doluydu. Bu durumda hangi saatin, günün, haftanın sözü olurdu…