nedim

nedim
dağ, deniz, bisiklet, kitap mitap, sanat börtü böcek...
Çok okumak mı, nitelikli okumak ve uygulamak mı?
“Bilmeye değer olan nedir” sorusuna benim cevabım şu: önemli olan ne kadar bilgi sahibi olduğum değil, bu bilgiyle ne yaptığım.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Üniversite eğitiminde görülen patlamanın tüm dünyaya dev bir cehalet bulutu ya­yacağını ne ben ne de bir başkası öngörebilmişti.
Eğitim
Ofis çalışanlarına, yalnızca işle alakalı toplantılarda veya eğitimlerde dışarı salınan kafese tıkılmış hayvan muamelesi yapmak anlamsız.
Otoriter monarşiler, her yerde devrimci komplolar kurulduğu paranoya­sıyla özel ve toplumsal buluşmalardan korkarken, Amerikalılar, birlikle ortak amaçlar peşinde koşmaktan zevk aldıkları insan­larla buluşup birleşmek adına kendi kendine anayasal hak vermiş yabancılardan oluşan bir ulus olarak görüyorlardı kendilerini.
Dostoyevski ve mahkumlar
Bir Sibirya hapishanesinde geçirdiği dört yıl, Dostoyevski’ye ender rastlanan bir başka deneyim kazandırdı, kendisinden çok farklı insanların, “kaba saba, sert, barut gibi” suçluların arasına karışmıştı. Bu insanlar, kendilerini cezalandıran üst sınıfa mensup olması, asık suratlı, suskun, şüpheci ve dertli olması nedeniyle Dostoyevski’den nef­ret ediyorlardı. Kendisinin ifade ettiği gibi, tek bir dakikalığına dahi yalnız kalamamanın “korkunç işkencesi’ni yaşıyor, “diri diri gömülüp bir tabuta kapatılmış olmak” hissine kapılıyordu. Ancak yavaş yavaş bazılarıyla arkadaşlık kurdu ve diğerlerini de anlar oldu. Kendisine zulmetmekten hiç yorulmayan “yüz elli düşmanla” çevrili olmaktan şikâyet etmek yerine, eğitimli elitin eğitimsizlerden öğreneceği çok şey olduğunu düşünmeye başladı. “Haydutların içindeki insanı, içlerindeki güçlü, güzel tabiati ayırt etmeyi öğrendim, sert yüzeyin altında altın bulmak ne büyük zevkti... Ne harika insanlar; neticesinde zamanım boşa harcanmış olmadı... o kadar çok sıradan insan portresi alıp götürdüm ki... ciltlerce yazabilirim haklarında.” Ve bir süre için, zihninde canlanan tabloda, eğitimle kirlenmemiş bu insanların dünyayı çürümekten ve yozlaşmaktan kurtarabileceğini gördü.