Küçük Şeyler Fazla Anlam Yüklemek
Bir bakışa, bir mimiğe, bir gülümsemeye, bir selama ve cümlenin sonuna koyulan bir noktaya bazen fazla anlam yükleyebiliyorum. O kişinin yaptığı her şeyi en ince ayrıntısına kadar inceleyebiliyorum. Aslında saniyeler süren bir hareket ama benim beynimde saatlerce dolanıyor. Ve sanırım bunun sebebi sadece merak değil. Bazen bir şeyin olmasını çok istediğimde en küçük ihtimallere tutunabiliyorum. Çünkü umut, sevgi gibi dünyadaki en masum duygulardan biri. Ve çok güzel. Ama fazla kafaya takarsam yorucu. Çünkü en küçük şeylerden anlam çıkartmak ve bazen hayal kırıklığına uğramak insanı yoruyor. Her zaman istediğin gibi olmuyor. Bazen bir bakış, sadece bir bakış değildir. Ama bazen de bir bakış, sadece bir bakıştır. İşte bunu kabullenmek benim için zor oluyor. Ama galiba büyümenin bir parçası da bu; Her şeyin bir anlamı olmasına gerek olmadığını öğrenmek. Yine de hoşlandığın kişi sana beklenmedik bir şekilde gülünce bunu bir kaç dakika değil bir kaç gün düşünmek de oldukça tatlı ve normal ☁🌟 (Ne kadar çok bağlaç kullanmışım☺)
Duygu ve Düşünce
Funda'dan... Annesinin aşuresini, benimle kim paylaşır...
Aşure: Kazanda Kaynayan Hayat, Ömrün Karışımı ​Hayat, tek bir tatta donup kalmayacak kadar geniş; tek bir duyguyla açıklanamayacak kadar karmaşık bir mutfaktır. Bugün ocaklarda kaynayan aşure, aslında her birimizin hikayesidir. Bakır bir kazanın içinde dönüp duran o muazzam döngü, ömrün ta kendisidir. ​Gelin, o kazanın kapağını aralayalım ve ömrümüzü bir de aşurenin gözünden okuyalım: ​Buğday, hayatın asıl gövdesidir. Sabırdır, emektir. Önce suda bekler, sonra ateşte pişer. Tıpkı insan gibi; hamlığını atmak için kaynar sulardan geçmek zorundadır. O olmadan ne kazanın kıvamı tutar ne de ömrün. ​Nohut ve fasulye, hayatın o sert, köşeli ve hazmetmesi zor günleridir. İlk bakışta bir tatlıya yakışmayacak kadar yabancı dururlar. Ama biliriz ki, hayat sadece incirin, kayısının tatlılığından ibaret değildir. Acıyı, hüznü ve o sert imtihanları da heybemize eklemeden "tamamlandım" diyemez insan. Onlar kazana girer ki, lezzet sadece dilde kalmasın, ruha işlesin. ​İncir, kayısı, üzüm... Hayatın o içimizi ısıtan, yüzümüzü güldüren tesellileridir. En daraldığımız anda karşımıza çıkan bir dost eli, beklenmedik bir tebessümdür. Sertliği yumuşatır, acıyı hafifletirler. ​Ve nar taneleri ile ceviz... Ömrün nihayetinde kazandığımız o son dokunuşlar, yani tecrübelerdir. Hayatın üstüne serpilen birer süstür ama her biri asıl karakteri verir. ​Kaderimiz, bir aşure kazanı gibi kaynar durur zamanın ocağında. İçine düşen hiçbir şey zayi olmaz; her acı bir kıvam, her tatlı bir nefes, her sertlik bir duruş katar ruha. Önemli olan içindeki malzemelerin tek tek ne olduğu değil, hepsinin aynı potada eriyip tek bir kâsede 'bütün' olabilmesidir. ​Bizler de hayatın içinden geçiyoruz; bazen fasulye kadar sert, bazen incir kadar narin, bazen de nar taneleri kadar parça pinçik... Ama günün sonunda,
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 🌀#Muhammedim) De ki: “Size bir tek öğüdüm var: Ya ikişer kişi hâlinde veya tek tek Allah için kalkıp şöyle bir kenara çekilin ve bütün önyargılarınızdan sıyrılarak samimi ve ciddi olarak düşünün! Göreceksiniz ki, arkadaşınız Muhammed’de delilikten hiçbir eser yok! O, çok çetin bir azabın öncesinde sizi ondan sakındırmak için gelen bir peygamberden başkası değildir.” 46 De ki: “Bu yaptığım hizmet karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmiyorum. Böyle bir şey istedimse, o sizin olsun. Çünkü benim ücretimi verecek olan ancak Allah’tır. O, her şeye hakkıyla şâhittir.” 47 De ki: “Şüphesiz Rabbim bâtılı imhâ ederek gerçeği ortaya çıkaracaktır. O, bütün gizlilikleri çok iyi bilir. 48 De ki: “Hak geldi ve bütün açıklığıyla kendini ortaya koydu. Artık, tâkipçileri canlı tutmaya çalışsa da, bâtıl ne yeni bir şey ortaya koyabilir, ne de gideni geri getirebilir; böylece sönüp gitmeye mahkûmdur.” 49 De ki: “Eğer ben yanlış bir yola sapmışsam bunun zararı banadır. Eğer doğru yolu bulmuşsam, bu da Rabbimin bana vahyettiği Kur’an sayesindedir. Gerçekten O, her şeyi hakkıyla işitendir, kullarına çok yakındır.” 50 #Tefsir: 📖 📖 İnsan, bir kısım ön yargılardan kendini kurtarıp, gerçeği bulabilmek için samimiyetle düşünecek olsa; yine aynı safiyetle Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hayatını ve kişiliğini inceleyecek olsa, onda delilikten hiçbir iz bulunmadığını, aksine onun toplumun en akıllı insanı olduğunu görecektir. Hem Mekkeliler, zaten henüz kendisine peygamberlik verilmeden önce de ona çok güveniyor, emanetlerini ona bırakıyor ve mühim işlerinde ona danışıyorlardı. “Kâbe hakemliği” olarak bilinen şu hâdise bunun canlı şâhididir: Allah Resûlü’nün nübüvvetinden beş sene önce Kâbe’yi tâmir eden Kureyşliler Hacer-i Esved’i yerine kimin koyacağı hususunda
Dün Muharrem ayının Tasua günü diye camide program düzenlendi. Benim ufak kardeşim Ali arabada dönerken ağlıyordu. Ne oldu diye baktım. Telefonda YouTube'da Kerbela matemi yapan sinezen açmış ona ağlıyor. Bu çocuk 11 yaşında bunu algılıyor, İstanbul'da yoldan birini çevirsen Ehlibeyt konusunda kuru edebiyat yapacak. Az evvel Aşure meselesinden de azarladım. Dayanamıyorum artık inadım inat cahilliğe. Nuh tufanından dolayı Aşure yapma geleneği gelmiş. Nuh'u, Musa'yı Yahudiler adamdan saymıyordu. 12 Havarilerden Yuhanna Hz. Musa'ya illallah ettirdi bir deniz açılacak diye. Bu 12 Havari de zamanında İncil'in, Tevrat'ın içine ettiler kendilerince yorumlayarak. Onlardan Yahudilere, Yahudilerden İsrailoğullarına, İsrailoğullarından Emevilere geçmiş bir saçmalığı kalkıp tatlı diye sunuyorsun.
Seviyordu beni belki, Ben de onu... Ama gerçeklikten uzaklaştıkça, Ah, o arının zehri Ne de tatlı geliyordu.
Şiir
Ne güzel insanlar vardı eskiden. Acı hikâyeleri bile tatlı başlardı. Demek bunun için gittiler hikâyelerden. Özdemir Asaf