Şimdi alıştım, hayatı hissetmemeye alıştım, dışımdaki havayı duymamaya alıştım. Gençken derim yüzülmüş gibiydi de bir meltem değse ben belki feryat ederdim. Şimdi derim kalın, utanılacak bir şey bu ama ağaç altında bir lokma yiyip güneşlenen ve kendi postundan başka kürkte gözü olmayan bir kedi gibi güzel miyim değil miyim bilmeden yatmaya alıştım. Olur da beni sevene bir uzun bakmaya ve hayrete alıştım. Unuttum neye kırılmıştım bir vakit, vakit dediğim hani şu ömür, benim olan, bana yazılan yani. Yine de kopan solucanın bir bir yarısına bir öbür yarısına bakıyorum, asıl solucan hangisi bilmek istiyorum. Hayatla üçkağıtçılığına alıştığım bir arkadaşla beraber gibiyim şimdi. Haline sözüne alıştım, onun üçkağıtları kendi kağıtlarımı da bana açtı. İnsan kendinden yeteri kadar iğrenebiliyorsa hayattan o kadar iğrenmiyor.