Sen de kaçamazsın dostum. Gerçekten hayır. Kimsin sen? Kendini kandırdığın gibi basit bir toprak çocuğu musun? Ah, hayır. Sen de hastalıklılar arasındasın, hayalperestsin, senden daha deli bir dünyada delisin, mavi gökyüzü altında hoplayıp zıplayan, Sanço'su olmayan bizim kendi Ortabatılı Don Kişot'umuzsun. Sen yeteri kadar akıllısın; her halükarda ortak dostumuzdan daha akıllısın. Fakat kusurun var, o eski hastalığın. Burada bir şey var, bir şey bulacaksın sanıyorsun. Pekala, dışarıda dünyada yeterince çabuk öğrenirdin. Sen de başarısızlık için biçilmiş kaftansın; dünyayla savaşacağından değil. Seni çiğneyip tükürmesine izin verir ve yanlış olan neydi diye düşünerek serilip yatardın. Çünkü sen hayattan hep olmadığı bir şey olmasını, hiç olmak istemediği bir şey olmasını beklerdin. Pamuktaki kurt, fasulye sapındaki solucan, mısırdaki kurt. Sen onlarla yüzleşemezsin, onlarla savaşamazsın. Çünkü hem çok zayıfsın hem de çok güçlüsün. Ve dünyada gidebilecek hiçbir yerin yok.