“Onunla konuşmak nadide bir kemanı çalmak gibiydi; yayın her bir dokunuşuna, titreyişine karşılık veriyordu… Onunla etkileşim içinde olmanın başka hiçbir şeye benzemeyen, hayranlık uyandırıcı bir boyutu vardı. Ruhunu böyle zarif bir biçime üfleyip orada bir süre demlenmeye bırakmanın; fikirlerinin, içine tutku ve gençliğin melodisi eklenerek kişide yeniden yansıtılmasının, karakterini sinsi bir sıvı ya da parfümmüşçesine başkasına bulaştırmanın keyfi çok büyüktü; belki de bizim gibi kısıtlanmış ve bayağı bir çağda; zevklerin son derece bedensel, amaçların son derece sıradan olduğu bir devirde bize kalan en büyük keyifti bu…”
"Yıldızların birer dünya mı olduğunu söylemiştin Tess?"
"Evet."
"Tıpkı bizimki gibi mi?"
"Bilmiyorum ama herhalde öyledirler. Bazen bizim elma ağacındaki elmalar gibi görünüyorlar. Çoğu parlak ve sağlam, birkaçı çürük."
"Biz hangisinde yaşıyoruz? Parlak olanda mı, çürük olanda mı?"
"Çürük olanda."
"Oncası varken sağlam olana düşmememiz çok yazık!"
İnsan dediğin mahluk hiçbir şeyi değiştiremez. Bunun için, gönlünün rahat olmasını istersen, gördüğün fenalıkların bile bir hikmeti olduğunu düşün ve yeryüzünde olmayan iyilikleri oraya getirmek sevdasına kapılma.. Sonra en mühimi: Kendini halinden şikayet etmeye alıştırma! Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez.