Batı’da zaman altın gibidir. Onu ya değerlendirir ya da kaybedersiniz; ya harcar ya da yeteri kadar sahip olmazsınız. Oysa Barasana dilinde zaman anlamına gelen bir sözcük yoktur.
Stephen Hugh-Jones
Zamanın önemi yoktu. Zenginlik, sahip olmakla değil, kişinin cömertlik yapıp çevresiyle iyi ilişkiler kurarak kazandığı itibar ve mevkiyle belirleniyordu. Kişinin kabilesine ve ailesine ilelebet yarar sağlayacak, ayine dayalı bir borç ve yükümlülükler toplamı, bir nevi insana özgü bir kültürel sermayeydi bu.
“İçinde yaşadığımız mazbut toplumun, ‘ilkel’ toplumlara kıyasla ne tür bir avantajı olduğunu soruyorum kendime sık sık; onların adetlerini öğrendikçe, onları hor görmeye hiç de hakkımız olmadığını anlıyorum...Bize gülünç gelebilecek usulleri ve inançları yüzünden onları suçlamaya hakkımız yok. Daha iyi eğitilmiş olan biz, bir bakıma, çok daha kötüyüz.”
Franz Boas
Dört harfin kodlanmasından ibaret olan DNA’mız hayatın kökenine kadar uzanan tarihi bir belge. Her birimiz, yazıp yazılabilecek en büyük hikayenin birer bölümüyüz, hem mitler aracılığıyla aktarılan hem de kanımıza işlenmiş olan bir keşif öyküsüyüz.