Her insan ne kadar müspet yaradılışta olursa olsun ölümünden sonra tekrar dirilmeyi düşünür,özler. Bu hayat dediğimiz mihnetler silsilesinin çok ileri zamana, müpheme atılmış bir mükafatı gibidir.
Belki de şahsiyet dediğimiz şey bu, yani hafızanın ambarındaki maskelerin zenginliği ve tesadüfü, onların birbirleriyle yaptığı terkiplerin bizi benimsemesidir.
Alice, dedi, günün birinde gerçek dünyada yaşamak zorunda mıyım? Alice kafasını kaldırmadan küçümseyen bir homurtu çıkardı : Öff,hayır, elbette değilsin. Kim demiş?
Ey ahali, gönlünüzün çektiğince gürültü edin! Ses hayattır, bol gürültü hayatın yolunda gittiğine işaret eder. Güvenle mezarımıza girdiğimiz zaman, hepimiz sessiz kalmak için bol bol vakit bulacağız.
Çünkü hayatın anlamı, hayatın anlamını aramaktan başka bir şey değildir. Anlam peşinde koşmayan insanlar neden, niçin, nasıl yaşadıklarını bilmezler. Akılları ve yürekleri bedenlerine ağır gelir, bir an önce kurtulmak isterler onlardan. Çünkü düşünmek yorar onları, çünkü hissetmek tedirginleştirir, çünkü sevmek ruhlarını alt üst eder.