Sosyal medyada kadınlara karşı muazzam bir öfkeyle, intikam arzusuyla konuşan o devasa erkek kitlesinin önemli bir kısmı, aslında 5-10 yıl önce gayet normal, kadın haklarına saygılı ve ılımlı olan insanlardı.
Onları radikal birer kadın karşıtı haline getiren şey, kadın kolektifinin o sınır tanımayan, akıl dışı saldırganlığı. feminizm, kadınları koruyacağım derken, düşman safını kendi eliyle genişletti.
Adım attığı an sapık damgası yiyeceğinden korkan bir erkek, bir süre sonra şu psikolojiye girdi: "ne yaparsam yapayım zaten suçluyum. o zaman neden ılımlı kalmaya çalışıyorum ki?"
Bu durum, o masum ve pasif erkek kitlesini savunma pozisyonuna, oradan da nefret ve radikallik kutbuna fırlattı. özgürleşme vaat eden bu dalga, pratikte kadınların hayatını çok daha güvensiz ve çekilmez bir hale getirdi. çünkü kadınlar karşılarında o eski, klasik düşman grubunu bulmayı beklerken, kendi radikalizmleri yüzünden, normalde yanlarında durabilecek, onları koruyabilecek veya sağlıklı bağ kurabilecek ılımlı erkeği de karşı cepheye itmiş oldular.
Bunca zaman susan "kadınlar eziliyor" yalanına inanan, İstanbul Sözleşmesi 6284'ü destekleyen erkek kitle uyandı.
Baktılar ki kanunlarla ezilen, sosyal hayatta dışlanan, aşağılanan, hep suçlu ilan edilen erkekler.
Kanunları da arkasına alıp cozutan, çirkefleşen kadınlara karşı erkekler artık susmuyor. Durum bundan ibaret.
Kadınlar feminizmin tuzağına düştükçe masumiyetlerini, saygınlıklarını ve değerlerini kaybettiler.
Erkekler artık susmuyor...