İnsanlardan nefret ediyorum
😳senden nefret ediyorum
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kendi kitabım
Artık ben de canımın istediği gibi biriyim , kimse üzülür diye kendime yazık etmiyorum . Bu dünya ince olmak için fazla kırıcı , ne kadar ince düşünürsen o kadar üzülüyorsun bu yüzden iyi bir insan olmanın hiç bir pek önemi yok nasıl olsa ilk hatanda en kötü sen oluyorsun .
Alıntı
Yapay olan her türlü samimiyetten nefret ediyorum! Bu çağın bana göre olmadığını çok iyi anlayabiliyorum artık. Bir acayip insanlar olduk.
HAYATIN OTOMASYONU BU ARTIK!..
İnsanlar hakkında bizi şaşırtan şeylerin azalması, bir başka deyişle herkesin kolayca tahmin edilebilir kişiliklere dönüşmesi her geçen gün kendimiz gibi olma cesaretini yitiriyor olmamızdan. Herkes gibi olmanın kutsandığı, olmayanların bir çeşit mâlûliyet içinde olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Görünüşümüzden davranışlarımıza, beğendiklerimizden nefret ettiklerimize, beklentilerimizden hayâllerimize kadar hemen her hâlimizde günün geçerli belletilen standartlarına uymak zorunda bırakılıyoruz âdeta. Trendler sadece zevklerin ve renklerin değil, hayatın da yerini alıyor hızla. Çünkü ezberleri ifa etmeye yaşamak denemez, hayatın otomasyonu bu artık! -Gökhan Özcan, "O Derin Sızı...", yenisafak.com/yazarlar, 25 Haziran 2026-
gökhanözcanyazıları
Kadınlar düşmanını kendi elleriyle yarattı.
Sosyal medyada kadınlara karşı muazzam bir öfkeyle, intikam arzusuyla konuşan o devasa erkek kitlesinin önemli bir kısmı, aslında 5-10 yıl önce gayet normal, kadın haklarına saygılı ve ılımlı olan insanlardı. Onları radikal birer kadın karşıtı haline getiren şey, kadın kolektifinin o sınır tanımayan, akıl dışı saldırganlığı. feminizm, kadınları koruyacağım derken, düşman safını kendi eliyle genişletti. Adım attığı an sapık damgası yiyeceğinden korkan bir erkek, bir süre sonra şu psikolojiye girdi: "ne yaparsam yapayım zaten suçluyum. o zaman neden ılımlı kalmaya çalışıyorum ki?" Bu durum, o masum ve pasif erkek kitlesini savunma pozisyonuna, oradan da nefret ve radikallik kutbuna fırlattı. özgürleşme vaat eden bu dalga, pratikte kadınların hayatını çok daha güvensiz ve çekilmez bir hale getirdi. çünkü kadınlar karşılarında o eski, klasik düşman grubunu bulmayı beklerken, kendi radikalizmleri yüzünden, normalde yanlarında durabilecek, onları koruyabilecek veya sağlıklı bağ kurabilecek ılımlı erkeği de karşı cepheye itmiş oldular. Bunca zaman susan "kadınlar eziliyor" yalanına inanan, İstanbul Sözleşmesi 6284'ü destekleyen erkek kitle uyandı. Baktılar ki kanunlarla ezilen, sosyal hayatta dışlanan, aşağılanan, hep suçlu ilan edilen erkekler. Kanunları da arkasına alıp cozutan, çirkefleşen kadınlara karşı erkekler artık susmuyor. Durum bundan ibaret. Kadınlar feminizmin tuzağına düştükçe masumiyetlerini, saygınlıklarını ve değerlerini kaybettiler. Erkekler artık susmuyor...
Sosyoloji