Sevgili, sevgilim…
Özgür…
Şu an bulunduğum yerde deniz çekilmiş. Kıyıda, suların geride bıraktığı yosunlar, taşlar ve kırık kabuklar var. Ben de onların arasında oturmuş, sana asla okuyamayacağın bir mektup yazıyorum. İyi ki doğdun diye başlamak istediğim ama beceremediğim…
Yazdığım her kelime gözlerimden akan yaşlarla dağılıyor, zihnimde nasıllarsa, gözümün önünde de öyle var oluyorlar.
Zihnimden nefret ediyorum Özgür...
Senden uzakta geçirdiğim kaçıncı doğum günün bu?
Bilmiyorum.
Zaman algımı tamamen yitirdim.
İnsan bazı şeyleri günlerle, yıllarla ölçemiyor. Bazı yokluklar takvimlere sığmıyor.
Dakikalar öyle yavaş geçiyor ki bazen, sanki zaman benimle inatlaşıyor. Bir gün bitmeden haftalar geçmiş gibi hissediyorum. Her sabah biraz daha özlemiş uyanıyorum, her gece biraz daha kabullenmiş uyuyorum.
Beni bilirsin sevgilim. Hoşlanmam mutsuz sonlardan; vedalardan, kapanan kapılardan, biten cümlelerden… Çünkü insanın içinde en hızlı biten şeyler onlar oluyor. Tamamlanan şeyler ölüyor. Ya eksik kalanlar? Tamamlanamayanlar? Onlar daima yaşıyorlar.
Belki bu yüzden sen hâlâ buradasın. Belki bu yüzden bunca zamandır seni zihnimden çıkaramıyorum.
Özgür…
Bugün doğum günün. Ve ben yine senin adına dilek diliyorum. Çünkü biliyorum... Sen kendin için dilek tutmazsın. Sen kendin için dilek tutmayı hiç beceremezsin...
Mutlu olmanı diliyorum Özgür. Zihnindeki canavarlardan, şeytanlarından ve tilkilerinden kurtulabilmeni diliyorum. Kendinden kurtulabilmeni, özgür olabilmeni diliyorum Özgür.
Seni seviyorum.
Eğer elimde olsaydı, bütün dilek haklarını çalıp senin için kullanırdım.
__Gülüyor musun? Ciddiydim halbuki. Zihninden korkmadan yaşayabileceğin bir hayat diliyorum sana sevgilim. Huzur