Okyanusa bırakılan mektuplar
Sevgili, sevgilim… Özgür… Şu an bulunduğum yerde deniz çekilmiş. Kıyıda, suların geride bıraktığı yosunlar, taşlar ve kırık kabuklar var. Ben de onların arasında oturmuş, sana asla okuyamayacağın bir mektup yazıyorum. İyi ki doğdun diye başlamak istediğim ama beceremediğim… Yazdığım her kelime gözlerimden akan yaşlarla dağılıyor, zihnimde nasıllarsa, gözümün önünde de öyle var oluyorlar. Zihnimden nefret ediyorum Özgür... Senden uzakta geçirdiğim kaçıncı doğum günün bu? Bilmiyorum. Zaman algımı tamamen yitirdim. İnsan bazı şeyleri günlerle, yıllarla ölçemiyor. Bazı yokluklar takvimlere sığmıyor. Dakikalar öyle yavaş geçiyor ki bazen, sanki zaman benimle inatlaşıyor. Bir gün bitmeden haftalar geçmiş gibi hissediyorum. Her sabah biraz daha özlemiş uyanıyorum, her gece biraz daha kabullenmiş uyuyorum. Beni bilirsin sevgilim. Hoşlanmam mutsuz sonlardan; vedalardan, kapanan kapılardan, biten cümlelerden… Çünkü insanın içinde en hızlı biten şeyler onlar oluyor. Tamamlanan şeyler ölüyor. Ya eksik kalanlar? Tamamlanamayanlar? Onlar daima yaşıyorlar. Belki bu yüzden sen hâlâ buradasın. Belki bu yüzden bunca zamandır seni zihnimden çıkaramıyorum. Özgür… Bugün doğum günün. Ve ben yine senin adına dilek diliyorum. Çünkü biliyorum... Sen kendin için dilek tutmazsın. Sen kendin için dilek tutmayı hiç beceremezsin... Mutlu olmanı diliyorum Özgür. Zihnindeki canavarlardan, şeytanlarından ve tilkilerinden kurtulabilmeni diliyorum. Kendinden kurtulabilmeni, özgür olabilmeni diliyorum Özgür. Seni seviyorum. Eğer elimde olsaydı, bütün dilek haklarını çalıp senin için kullanırdım. __Gülüyor musun? Ciddiydim halbuki. Zihninden korkmadan yaşayabileceğin bir hayat diliyorum sana sevgilim. Huzur
İnsan ve Duygular
Bazıları seni olduğun gibi sevecek. Bazıları senden sadece aynı nedenle nefret edecek. Buna alış... William Shakespeare
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sevmek zor işmiş. Bir de zor olanı sevmek var ki, insanın omuzlarına bambaşka bir yük bırakıyormuş. İçinden sağlam çıkabilmek ise hepsinden daha zormuş. İnsanın içi bağıra bağıra konuşurken, dilinin susmak zorunda kalması ne kadar ağırmış meğer. Hayatımda ilk defa birini kaybetmekten korkuyorum. Kaybetmeyeceksin deme. insan başkasından değil, kendinden de korkarmış. Bunu da yaşadım. Korkularının farkında olmak, onları susturamayacağını bilmek ve yine de susmak zorunda kalmak… Bugün uzanıp uzun uzun uzakları izledim. Sonra kitabımın bir sayfasına şu cümleyi yazdım “Hayatımda ilk defa kendimi çaresiz hissediyorum.” Ben hiç çaresiz hissetmedim kendimi biliyor musun? Ne zaman çıkmazda kaldığımı düşünsem mutlaka bir yol aradım. Bir kapı kapanırsa başka bir kapı bulmaya çalıştım. Vazgeçmedim. Çözüm aramaktan hiç vazgeçmedim. Ama ilk defa… Evet, ilk defa kendimi çaresiz hissettim. Çaresizlik… Hiç sevmediğim bir kelime. Hatta hayatıma yakıştırmadığım bir duygu. Çözüm bulamamak, Elinden hiçbir şey gelmemesi, Kendini bir çıkmazın tam ortasında hissetmek… Tam olarak buymuş çaresizlik. Elden bir şey gelememesi. Bundan hep nefret ettim. Çünkü ben, ölüm dışında her şeyin bir çaresi olduğuna inananlardanım.
Sana ergence gelebilir bu söylemim ama ben ailemden nefret ediyorum.
Nefret nasıl bir duygu
Vakt-i zamanında televizyonları evlerinize sokmayın diye haykıran eskilerimiz yobazlıkla suçlandı ama bugün en ünlü profesörler evlerine televizyon almayınca, "aydın insan" oldular. Şimdi iş işten geçtikten sonra kime sorsak televizyondan nefret ediyor ama her akşam ısrarla izliyor. Dizi saatine göre misafirliğe gidiyor, maç saatinde misafir kabul etmiyor. Hatta daha korkuncu namazı reklam arasında kılıyor! Bu nasıl bir müptelalıktır? Özellikle çocuklarımız öyle bir hipnoz olmuş ki ekrana, seslensen tepki vermiyor. Biz kendimizi nasıl bir belaya duçar ettik kısaca bahsedeyim. Ahir Zamanda Fıtrat Mücadelesi Yağmur İbiç