Bahçıvanlar önce bir bahçe kiraladılar , sonra o bahçeye gelişigüzel çiçek tohumları ektiler. Çok güzel çiçekler filizlendi ama içlerinde yaban otları da vardı. Yaban otlarını sevmediler ,yoldular ama çiçeklerin köklerine zarar da verdiler . Yaban otları bahçeden atıldı . Çoğu soldu . Bir tanesi bahçenin dışında kök salmayı başardı. Yaprakları delik deşikti, solmasını bekliyordu bahçıvanlar . Aynı zamanda güzel çiçeklerine de özen gösterdiler ,onların miraslarıydı o çiçekler. Çiçekler büyüdü ama bahçıvanları hayal kırıklığına uğrattılar. Tohum vermediler ve satılmadılar, bahçıvanlar zarardaydı. Bahçeleri tarumar oldu . Baktılar ki o bahçeden atılan ,kök salan yaban otu direnmeyi öğrenmiş . Bunun üzerine bahçıvanlar yaban otuna "nasıl başardın ,çiçeklerimize o kadar emek verdik ama olmadı ,seni bahçeye geri alalım. Çiçeklerimize de öğret direnmeyi"dediler . Yaban otu da aptaldı kabul etti , onu sevsinler diye çiçeklere direnmeyi öğretmeye çalıştı. Bahçıvanlar arka planda kaldıkça yaban oyuna nefret duymaya başladılar ve onu tekrar bahçeden attılar. Yaban otu yine kök saldı ama bu defa bütün bahçenin etrafını sardı. Bahçıvanları zehirleyip çiçeklere kıyamadı. Ama çiçekler de nankördü . Yaban otu bütün bahçeyi ele geçirip çiçeklerin ölümünü izledi . Bundan acı duysa da devam etti. Kendi bahçesi olduğunda yaban otlarını da çiçekten saydı ve sevgililerin birbirine armağan ettiği buketteki yaban otları ,yapraklar böylece meşru oldu.
Bugün pazardayken ikişer şekilde dört plastik kasayı ayaklık yapıp üzerine 3-4 m biraz kalın ama yetişkin biri için hafif bir plastik ile tezgah yapıp üstüne plastik hasırlar dizmiş bir yer vardı.
Ben annemleri beklerken etrafa bakıyordum ve çocuğun bir şeyler yaptığını görünce orada durdum. Geriye doğru devrilmişti bir köşeden tutup ondan daha da küçük olan çocuğa sesleniyordu ama gelmedi hemen. Ve ben birkaç adım attım ona tutmak için o sırada içeride yatan adamla göz göze geldim. Çocuğun halini görüp gelmiyordu. Buna gıcık oldum. Bir an tereddüt etsem de diğer velet gelince yumuşak tonda "Sen de karşıya geç istersen. Burayı ben hallederim." deyip gülümsemiştim. Ve geri çekmiştik. Onlar hafif tarafta ben baya hasırla dolu taraftaydım. Yardıma gelmiş diye "Gerek yok sen bekle." demedim büyüğün yanına yolladım. Bir yandan da kalabalıkta olmanın farkındalığıyla çekimserim. O yüzden biraz durmuştum ama buraya kadardı.
Ben hasırlar düşmeden çekeriz sandım ama biraz gecikme ile düşmüşlerdi. En azından tezgah olan o plastiği doğru düzgün yerleştireceğiz derken çocukla alttaki birbirine bağlı olmayanlar düştü. O an sesli güldüm. Ve "Tek başına yaparken zordu şimdi üç kişiyken daha da zor oldu değil mi?" deyip çocuğu yoklarken düzeltip dizdik ve babamların geldiğini görüp onlara katılırken "Ne oldu, ne yapıyordun?" diye tuhaf tuhaf bakmışlardı. "Güçlü ve cesur çocuğa minik bir yardım takviyesi sağlamaya çalışıyordum." deyip giderken çocuğu unutmuştum. Bana "Eline sağlıııkk." diye biraz yüksekten yetişince ona dönüp gülümseyerek "Ne demek kolay gelsin." el sallayıp önüme döndüm. Çocukluktan olan o el sallama olayını çocuklara yapmayı çok seviyorum. Sonra "İçeride büyük biri vardı. Çocuğun halini görüp gelmedi. Çocuk için zordu yani, kör olan görür." deyip biraz sinirle
Ateş oldum,
yanıp tutuştum kendi düşüncelerimden..
Niye bu katılık, bu güvensizlik, bu nefret?
Derisini değiştiremeyen yılan, kafasını değiştiremeyen insan ölmeye mahkumdur..
Sadece bir aptal sürekli taşlara ya da insanlara takılır..
Bazı sırlar vardır, yalnız dostlara anlatılacak..
Bazı sırlar vardır, dostlara bile anlatılmayacak..
Bazı sırlar vardır, kendimize bile açıklanmayacak..
Neyse! Doğrular ve yanlışlar yoktur, sadece yorumlar vardır..
Beni anlamıyorlar..
Ben, bu kulaklara göre ağız değilim