Hikâyede teknolojik aletlerin hayatlarımızı nasıl sabote ettiği, zamanımızı çaldığı çok ilginç bir bakış açısı ile kaleme alınmış. Çok da eğlenceli bir anlatımı var.
Maalesef editöryal yönü çok zayıf. Kimin konuştuğunu anlamakta zorlandığım yerler oldu, yanlış noktalamalar yüzünden muhtemelen. Üzerinde biraz daha çalışılmış olsa on numara mükemmel bir kitap olabilirdi.
Mini bir seyahatname gibi... İleride bir gün orijinalini okumak isterim. Özellikle haikular için.
Japonya'ya dair ön bilginiz yoksa okumanızın pek bir faydası olacağını düşünmüyorum.
Bir baba ve oğul, vefat etmiş bir anne-eş... Onun ardından yazılmış ve çizilmiş bir eser. Bir nevi onu yaşatmaya devam etmek...
Kendinizi yazarların yerine koyup kaybettiğiniz birini düşünerek okuduğunuzda etkisi bir hayli büyük olacaktır.
Başta söyleyecek hiçbir şey bulamamıştım. Nasıl yorumlayabilirim ki diye düşündükçe fark ettim, bu kitaba dair söylenecek çok şey var. Daha doğrusu öykülerin bende bıraktığı izlere dair...
Her öyküde hayatın acı yanını hatırlıyor insan... Her öyküde bizden, çevremizden birileri konuk oluyor dünyamıza... Karakterler değişiyor, hikâyeler değişiyor belki ama her öykünün sonunda küçük bir hüzün kuşu konuyor kalbe...
Her öyküsünü beğendim diyebilirim ama "Süt Üçlemesi" ayrı bir güzeldi.
Öyle gerçek ki hikâyesi...
Sanırım bu yüzden bu kadar dillerde.
Hayata dair düşündüğüm her şeyi hatırlattı durdu bana. Belki de bu yüzden okurken zaman zaman sinirlendim, zaman zaman canımı sıktı...
Martin Eden'ın yaşadıklarına bakınca aklımda tek bir düşünce belirdi. İnsan bir amacı olduğunda yaşama günü elde ediyor. O yaşama gücü ile başarıyor her şeyi. Amacını kaybeden kişi hayat denen mücadelede kaybolup gidiyor. Kimisi Martin gibi sabırsız oluyor sona varmakta...