İlginç diye nitelendirilebilecek; okunması kolay, anlaması zor diyebileceğim bir eser. Okunması kolay derken aşina olunmayan kelime sayısı oldukça fazla ki buna bağlı olarak kitabın son sayfalarına bir sözlük koymuşlar. Kaç kere dönüp baktım, sayılıdır tabi. Bilinmeyen kelimenin anlamını çıkarmak için; içinde geçtiği cümleyi paragraf içinde bütün olarak okumak ve yorumlamak, kitabın en arka sayfasına bakmaktan daha kolay oluyor. Yine de daha türkçeleştirilip yazilsaydi sanki daha mı kolay okunurdu orasını da bilemiyorum tabi. Sonuç olarak bir Halil İnalcık değiliz, kelime dağarcığımıza yeni yeni sözcükler eklemiş olduk efendim.
Gelelim biraz da kitabın detaylarına. Ben bu kitabı tam anlamıyla anladım desem, ayıp etmiş olurum. Değişik bir kitap bu ve bence anlaşılması da oldukça güç. Gerçek ile hayalin birbirine karıştığı, doğru ile yanlışın savaştığı, somut ile soyutun şiddetli bir şekilde tartıştığı, elle tutulup gözle görülebilen ancak akılla kavranılması güç bir eser.
Yazarların bir yazım tarzı olduğu gibi biz okurların da bir okuma tarzı var. Herkes her şeyden eşit derecede memnuniyet duysaydı fikir ayrılıkları olmaz, doğru ve yanlış herkesçe kabul görmüş olurdu. Ancak durum bildiğiniz üzere böyle değil. Bu kitap benim seveceğim tarzda kaleme alınmamış ancak içindeki cümleler ve şiirler insanın damağında öyle güzel bir tat bırakıyor ki ben sevemedim demeye kıyamıyorum açıkçası. Zaten kitaptan kırka yakın alıntı paylaşmamdan da anlaşılmıştır. İşin doğrusu kitabı bütün olarak değerlendirdiğimde biraz burun kıvırıyor, parça parça değerlendirdiğimde çok beğeniyorum. İçinde öyle bir edebiyat var ki meraklısına parmak ısırtır. Ben özellikle hayatımda okuduğum en iyi şiirlere bu kitapta rastladım desem abartmış olmam. Bu yüzden sevemedim diyerek kitabın hakkını yemek