Victor Emil Frankl’ın en çok satan romanı. Bir kitabı anlayabilmenin en iyi yolu olarak yazarın hayatını bilmek gerektiğini savunanlardanım. Kitapta, yazarı yaşamından ve yaşantılarının hayatının akışını nasıl değiştirdiğinden bahsetmiştir. Kitabı aynı zamanda tüm kitaplarına ışık tutmaktadır ve logoterapinin ortaya çıkışını da aydınlatmaktadır.
Victor Emily Frankl’a bakacak olursak kendisi Yahudi bir psikiyatristtir, bu kitabında Holokost’ta yahudi kampında yaşadıklarını ve sonrasını anlatır. Aslında kitap üç bölümden oluşmaktadır; bu bölümler kampa alınışı, kamp süreci ve kamptan sonra normal yaşama alışma süreci olarak geçmektedir. Benim için kitabın en çarpıcı kısmı kesinlikle kampta bulunan insanlara bir insan muamelesinde bile bulunmayıp onları numaralar ile damgalamalarıdır. Kampta yaşadıklarını tamamen vahşet olarak nitelendiriyorum ve aslında insanlığın acımasızlığını bu kitap sayesinde çok net görüyorum. Yaşadıklarından sonra dahi Victor Frankl, insanın anlam bulması için gereken şeyleri, ne yaşarsak yaşayalım anlam bulmanın bizi hayatta tutan şey olduğunu anlatır. Ona göre acı bir anlam kazandığı andan itibaren acı olmaktan çıkacaktır. Frankl’ı hayatta tutan ise yazdığı bu kitaplar ve bir terapi ekolü inşa edip insanlara yardım etme umudu olmuştur. Frankl, acı çekmemiz, onda bir anlam bulmamız ve acı geçtikten sonrası için umut besleyerek onunla yaşamamız gerektiğini vurgular. Logoterapi de, kişinin hayattaki anlam arayışının son bulmasının birçok şeyi düzenleyeceğini savunan bir terapi şekli. Frankl’a göre anlam sadece kişinin kendisi tarafından bulunabilir ve aynı zamanda insan olduğu kişiyi kendi yaratır. Frankl, acılarımızı kabul edip, onları yaşayıp anlam bulduğumuzda ve sorumluluk aldığımızda yaşadığımızı ifade eder. Yani sadece mutlu olmak değildir