Diksürüngenler, sersemler, mendeburler, tifturuniler…
Tüm insanları aşağılayan, onları kullanan, sahip oldukları tüm değerlerden vazgeçirmek isteyen ve onlardan tiksinen bir anarşist çete lideri, İhtiyar…
“SEVGİ.. her türlü ve her çeşit duygu bağı; özellikle de minnet, hattâ teşekkür duygusu kişiliğin teslim bayrağıdır.. prangasıdır; yok oluşa yönelişidir.” “Kurallar, gelenekler, töreler, yasalar, görevler, sorumluluklar ve erdemler çöp sepetine! Bunların yerine, faturaları düşünülmeyen, yetenek ve hak etme hesapları yapılmayan hırslar, hasetler, kinler, tiksintiler, hevesler, özlemler, özentiler, istekler!”
İhtiyacın gücünü devretmeyi düşündüğü Delikanlı ve kukla gibi kullandığı Güliz, aşklarıyla ihtiyarın onları çektiği bataklığın farkına varıp buna karşı koymaya çalışırlar:
“Asıl tiksinilecek şey, bu insanlardan, bu kaderlerden tiksinmek ve onlarla oynamak değil miydi?”
Tarık Buğra'nın en önemli eserim dediği, özellikle yetmişli yıllarda gençleri kendi oyuncağı haline getiren anarşist çete liderlerinin bunu nasıl yaptığını anlatan bir kitap ve bir uyarı niteliği taşıyor. Hatta Tarık Buğra'nın Gençliğe Hitabesi diyebiliriz. Silkinip uyanması gerekenlerin, kişiliğini bulmak isteyenlerin mutlaka okuması gereken bir eserdir. Siyasi meselelere ilgi duyan ya da duymayan herkesin okuyabileceği de bir eser aynı zamanda.
Daha önce hiç politik okuma yapmadığım için ve bu konularla hiç ilgilenmediğim için özellikle diyalogların olmadığı bazı bölümleri okurken zorlandım. Bu yüzden ileri bir tarihte, gençliğim bitmeden umarım, tekrar okursam daha iyi anlayabileceğimi düşünüyorum. Kitabın çok anlamlı ve tam olarak benim yaş kitlemi hedef aldığını görebiliyorum ancak bunu kendi hayatımla tam olarak bağdaştıramıyorum. Çevremde beni içine almaya çalışan bir fikir akımı varsa