Kader motifi ve bilinç dışı etmenlere inanır mısınız?
Eğer cevabınız evet ise bu kitap tam da size göre.
Kitapta iki bölüm var diyebiliriz çünkü Gülseren Hanım’ın iki danışanı ile olan diyaloglarını okuyoruz. Beni en çok etkileyen ise -elbette ki kişilerin ve yerlerin adı değiştirilmiş ki hastaları deşifre olmasın- gerçek hayattan olması. Yaşanmış bu hikayelere Gülseren Hanım’ın yaklaşımı ise çok naif. Hastalarıyla empati ve hatta sempati kurarak ilerletiyor seanslarını. Danışanlarını daha iyi anlamak için onlara sorular yöneltiyor ve bu sorular danışanların kendilerini bulmalarına yönelik; kimi zaman bu soru-cevaplara istinaden Gülseren Hanım’ın kendi iç sesini okuyoruz kitapta. İşte ben özellikle bu iç sesleri çok beğendim.
Kitap oldukça da akıcı, kolaylıkla bitirilebilecek türden ancak öyle edebi bir anlatım, süslü püslü cümleler yok.
İlk sayfalar basit bir aşk hikayesiymiş gibi gelse de ilerleyen sayfalarda insanların yaşamlarını, iç dünyalarını, karşılaştıkları zorluklara karşı nasıl savunma mekanizması geliştirdiklerini okuyacaksınız.
John Loke’un dediği gibi, zihnimizde herhangi bir fikir olmadan geldiğimiz bu dünyada (ki bunu Tabula Rasa/Boş Levha olarak adlandırır.) nasıl da farklı şekilleniyoruz. Anne babamız (genlerimiz), gerek içine doğduğumuz geniş ailelerimiz gerek zamanla genişleyen çevremiz nasıl da etkiliyor davranışlarımızı, bir kişilik içinde nasıl da farklı rollere bürünebiliyoruz...
Kendinizden, çevrenizden kesitler bulacağınıza eminim.
Dip Not: Camdaki Kız, Gülseren Hanım’ın son kitabı, isterseniz ilk kitabından başlayıp okuyabilirsiniz. Her ne kadar birbirinden bağımsız gibi görünüyor olsa da ufak da olsa önceki kitaplarını anlamak isteyebilirsiniz.
Kitapla kalın, hoş kalın...