An itibaren Asel kitabını bitirmiş bulunuyorum. Kitabın başından beri her sayfasında bir kaos olması ve kız tam mutlu oldum derken ortaya çıkan olaylar beni çok sinir etti. “Yeter ulan yeter bırakın mutlu olsun şu kız!” diyerek evde çığlık atmama az kalmıştı. Kitabı anlatmaya nereden başlamalıyım bilmiyorum, yaktılar Asel’i cayır cayır en sevdiği en güvendiği insanlar yaktı. Ener, sevgilisi. Eylül, en yakın arkadaşı. İlk bu ikilinin ihanetiyle yıkıldı Asel. Sonrasında sevgilisinin en yakın arkadaşını hamile bıraktığını öğrendiğinde yıkıldı. Paramparça olmuştu artık toparlanmaz dediğimizde toparlanmıştı. Ya da biz öyle sandık, dışarıda ne kadar yüzü gülen insanlar gördüğümüzde ya da ayakları sağlam basan birini gördüğümüzde dertsiz tasasız olduğunu düşünürüz ama içlerinde kopan fırtınaları dışa vurulamayan çığlıklarını bilemeyiz. Hele Asel’e tüm sınıfın ortasında “Canavar” diye bağırdıkları ve yaşadıklarından sonra içindeki enkazın hiçbir zaman toplarlanamayacağını sanıyoruz ta ki o gelene kadar, Deniz Azaklı… Lütfen oradan bir Deniz Azaklı alabilir miyim? Asel ile gülüp Asel ile sinir krizleri geçirdim onunla ağladım, onunla şoka girdim. Kitabın akıcılığı, anlatım dili, yazım kuralları, betimlemeler, iç sesler her şey her şey mükemmeldi. Ama en mükemmel ve en can alıcı kısmı, sonuydu… Bekliyor muydum? Asla! Bir an dedim ki eğer o isim çıkarsa nasıl toparlanırım bunu nasıl atlatırım ama öğrendiğimiz isim beni düşündüğüm kişiden daha çok yaraladı. Düşünün en yakınınızda olan biri var düştünüz, kırıldınız, yeri geldi paramparça oldunuz size elini uzattı arkasında aldı “Bak dedi ben yanındayım, ben varım.” dedi ama aslında hiç yanında olmamış. İhaneti, yaşadığı bu korkunç olayların sebebi aslında oymuş… Neden dedim neden bunu yaptınız. Tek, tek bir yalan bir sürü hayatı