“Youngju, "Seni anlamıyorum" ve "Neden sadece kendini düşünüyorsun?" diyenlerin seslerini, terk edenlerin sesleriyle bastırmıştı. Kalbinin bir parçası olmuş o insanların sesleriyle güç bularak cesaretini toplamış, kendisiyle konuşabilir hale gelmişti.”
“İnsanlarla takılacak zamanım yoktu. Sanki topuklu ayakkabılarımın çıkardığı tak tak sesleri arasında delicesine ilerlerken bir gün çevreme baktığımda, etrafımdakilerin bana yokmuşum gibi davranıp yanımdan geçip gittiklerini görmüşüm gibi hissettirirdi. Bugün bir yerlere gidelim mi, şunu yiyelim mi diyen tek bir kişi bile yoktu. Buna dışlanmak denilebilir mi?"
“Ne kadar acı çektiğimi söyleyememenin adaletsizliğiyle her gece ağlamıştım. O zamanlar ben de senin gibi tükenmiş bir halde kendimi sandalyeye bırakıp saatlerin akıp gitmesine izin verseydim ne olurdu diye düşünüyorum. Belki de gözyaşlarım daha çabuk dinerdi.”