Az sonra kıyı şeritlerine bakıyor ve yıldız çölündeki sürüklenmelerim sırasında özlemini çektiğim suları görüyordum, şimdi kendimi içine bıraktığım denizin sularını. Suyun içinden mutlulukla güneşe doğru yükseldim, ağaçların arasında koştum, kuşları ve dehamın yarattığı kusurlu şaheserin bütün işaretlerini yeniden gördüm, ışıktaki minicik değişimlere göre mevsimlere, günlere, gecelere, saatlere bölünmüş o canlı duvar saatini.
“Bir aradayız” dedim yerküreye; “artık kaderimiz ortak.” Derin bir nefes aldım. Oksijenin tadı hiç bu kadar güzel gelmemişti bana.
Sanatta, günün birinde dünyayı yaratma fikrine kapılan beyaz sakallı bir ihtiyar olarak tasvir ediliyorum. Oysa sadece bir bebektim ben, kalbimde yalnızlığın ezikliğini taşıyordum ve ilk hareketlerimle yapmaya çalıştığım şey evimin yolunu bulmaktı. İlk yıllarımdan aklımda hiçbir şey kalmamış. Etrafıma bakınacak yaşa geldiğim zaman gördüklerime bakılırsa, çok sıkıcı geçmiş olmalı. Bugüne kadar yaratılış ânı bir yığın hayal ürünü varsayımla bin bir farklı biçimde anlatıldı: Ensestle, çocuklarını gövdeye indiren babalarla, titanlarla savaşan Tanrılarla ilgili bir sürü saçma sapan hikâye. Gerçek şu ki dünya, yalnız olduğumu anladığım ve buna bir çare bulmaya çalıştığım zaman başladı.
Başlangıçta, tam olarak uzay denemeyecek bir şeyin içindeydim. Gözlerimi bir boşlukta açtım ve bulunduğum yerin çıplak olduğunu gördüm: Havanın içindeki hava gibi orada hapsolmuştum. Hiçlikle sarmalanmış olduğumu anladığımda kendi varlığımın bilincine vardım. Bundan daha kasvetli bir şey hayal edemezsiniz. Ne yana baksanız boşluk! Evrenimin başlangıcı işte buydu: Kalkıp kendime arkadaş arama dürtüsü.
Korkaklığın zekânın ilk çocuğu olduğunu anlamam biraz zaman aldı ama neyse ki bir tek çocuk değildi bu. Cesaret onun kardeşiydi ve insanoğlu her zaman bu ikisi arasında seçim yapmak zorunda kalacaktı.
Zita’nın en belirgin özelliklerinden biri derin ve içten gelen bir korkaklıktı. Daha sonraları, korkaklığı biraz aşan her eylemi kahramanlık diye niteleyecek olan insanlarda da görecektim bunu. Zaten korkaklardan başka kim tapar kahramanlara?