Puan vermedi·800 syf.··
2025 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Kasım 2025 10:23
Mehmet Âkif Ersoy'un Safahat'ı, Türk edebiyatının en ağır, en dertli ve bir o kadar da “biz” kokan eseridir. Yıllardır elimde süründürdüğüm, her okuduğumda yeni bir yarasını fark ettiğim, bazen öfkelendiğim, bazen içten içe “helal olsun” dediğim bir kitap. Safahat dediğimizde aslında yedi kitaptan oluşan bir külliyatla karşı karşıyayız: Safahat (1911), Süleymaniye Kürsüsünde (1912), Hakk’ın Sesleri (1913), Fatih Kürsüsünde (1914), Hatıralar (1917), Asım (1919) ve Gölgeler (1933, ölümünden sonra). Âkif bu kitapları ayrı ayrı bastırmış, kendi de hayattayken tek cilt hâlinde toplamamıştı. Bugün elimizde dolaşan “Safahat” ise 1943’ten beri yapılan derlemeler. Yani eserin kendisi bile biraz “yaralı” doğmuş; tam istediği gibi bir araya gelememiş.Benim için Safahat’ın kalbi “Asım”dır. Asım’ın şahsında Âkif’in hayal ettiği “nesl-i cedid” vardır: hem alim, hem sporcu, hem mücahit, hem şair. Köse İmam ile Hocazade’nin diyaloğu üzerinden kurulan o kuşak, 1908’in heyecanıyla doğmuş, Çanakkale’de sınanmış, nihayetinde 1920’lerde hayal kırıklığına uğramış bir idealdir. Âkif, Asım’ı yazarken oğluna değil, belki de kendine sesleniyordu. “Asım’ın nesli diyordum ya… nesilmiş gerçek: / İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.” dediği yerde hâlâ tüylerim diken diken olur. Çünkü o nesil çiğnetmedi ama biz çiğnettik mi sorusu içimi kemirir.Eserin en sert, en keskin kısmı ise elbette “Hakk’ın Sesleri”. 1913’te Balkan Harbi’nin utancıyla yazılmış on şiir. “Ey cemaat, utanın! Zulme alkışlayanlar var!” diye haykırırken öyle bir öfke var ki, okurken yüzüm kızarıyor. Âkif’in dinî hassasiyeti burada zirveye çıkıyor ama asla hamasi bir vaaza dönüşmüyor; tam tersine, dindarlığın en ağır eleştirisini dindar bir adam yapıyor. “Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz / Buhayretle bu muhabbetle, bu îmanla!”
SafahatMehmet Âkif Ersoy · Çağrı Yayınları · 20057,5bin okunma
Ah Martin ah...
10/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2025 71. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2025 18:38
1. O kadar çok kendimi buldum ki, satır satır kendimi okudum sanki. Yazar resmen martin karakteri altında beni yazmış. Hangi yönlerden mi? Dergilere yayın için makale yollaması sürekli ret yemesine rağmen göndermeye devam etmesini okuyunca beni kendine çekti zaten. Akademide olanlar bilirler, yayın süreci çok zor ve yıpratıcı bir süreçtir ama editörden geçip hakeme yollandığında başlar iç kıpırtısı. Hele hakemlerden de geçip yayına alındığında tüm o yıpratıcılıklar bir anda yok oluyor, yerini muazzam bir tatmin duygusuna bırakıyor. 9 ay eziyet çeken bir kadının doğumdan sonra yaşadığı o haz gibi birşey... 2. Tek yazarlı ilk makalemi 20 den fazla dergiye yollamışımdır. Her seferinde ret yedim. 2 sene dergi dergi dolaştı, acelem yok dedim. Sonra scopus indeksli q1 bir dergiden kabul alınca yaşadığım o hazzı, martini okurken tekrar yaşamış oldum. 3. Devir şöyle değişti, eskiden makale yazarlarına para ödüyolardı, şimdi yazarlar dergiye para ödüyor yayınlatmak için. Şu yaşadığım çağda 1900 lerin kalitesi yok gerçekten, yapay zekayla birlikte artık her şey o kadar yapaylaştı ki yapay zekasız bir metin arar oldu gözlerim. Her yazı buram buram yapay zeka kokuyor neredeyse. Ben bu yüzden 1900 lerde yaşayıp üniversite okuyacak kadar şanslı bir kadın olmak isterdim. O zamanın lise eğitimi şu zamanın doktorasından üstün bence. Bir çok profesörün analitik düşünme becerisi, eleştirel düşünmesi o dönemin lise öğrencilerinden daha geride. 4. Martin gibi ben de kendimi bulduğum bir işe giriştim, belki şuan dibe vurdum, maddi olarak martin gibi ben de çok sıkıntıdayım ama inancım, kendime ve kapasiteme inancım tam da martininki gibi. Martin kendine 2 yıl biçmişti ben 4 yıl biçiyorum. 40 yaşıma gelmeden bu hayattan alacağımı alacağıma inanıyorum. 5. Martin zengin olduktan sonra onu
Martin EdenJack London · Can Yayınları · 2019135,3bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·144 syf.··
2025 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Kasım 2025 14:55
27/60 Selam arkadaşlar #özgürbacaksız #mutsuzçocuklarülkesi ile geldim Biz mutlu çocuklardık. Ufacık şeylerle mutlu olup, bunun kıymetini bilirdik. Şimdi kendi çocuklarım dahil olmak üzere mutlu olan çocuk sayısı çok az. Arka kapağında diyor ki yazarımız; Süper Baba’nın müziğini flütle çaldığımız günlerde çok enteresan çocuklardık, Tsubaba izlerken çarpan kalbimiz, banyo sonrası Bizimkiler dizisi… Hayatın seyrinde güzel bir yolculuktaydık, önce hüpleten sonra gümleten felsefemiz, can sıkıntısının artan yoğunluğunda misket oynayarak geçirdiğimiz zamanlar, amacımız basitti tabi: Masumduk… Amma velakin çok masumduk! Fazlaca alıntı yaptığım bir eser oldu. Bir tanesini paylaşıp kaçıyorum Okuduğum Tommiks’ler, oynadığım tasolar, ortadan bir anda kaybolan Mirkelam, gökyüzünde kaybolan Uçurtmam, nerdesiniz oğlum nerdesiniz… Bunların hepsi sizin yüzünüzden… (42) #okudumbitti #instagram #booktagram #sedosokudu #sedosunkutuphanesinden #reklamdeğil #kendikitaplarım
Mutsuz Çocuklar ÜlkesiÖzgür Bacaksız · Destek Yayınları · 20191,953 okunma
aile ve sosyal hizmetler bakanligi NERDESINIZ
8/10
·260 syf.··
2025 30. kitabı
oncelikle BABA 13 YASINDA KIZ INTIHAR EDIYO VE okayyy diyip anne babayi gozetimsiz mi birakiypsunuz??? allahim okurken kizlara ne kadar uzuldum anlatamam. (spoi) "Bu karanlikta mutlaka bir aydinlik olacak. Bize yardim eder misiniz?" diyip Lux oglanlari oyalarken digerlerinin intihar etmesi. oglanlarin onlari izlediklerini biliyorlar ve intihar ederken durdurmamalari icin yanlarinda tutuyolar. gercekten cok mutusuzm. ayrica kizlarin erkeklere sifir ilgi gostermesi kinda empowering toxic gone girl pearl love queen icons behavior enerji verirken mahallenin oglanlarinin kizlari surekli sapik gibi izlemesi kinda loser obsessed annoying perverted johnny depp behavior bilmem anlatabildim mi?
Bakir İntiharlarJeffrey Eugenides · Domingo Yayınları · 20161,425 okunma
En etkili makyajın gülümseme olduğunu asla unutma!
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2025 89. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Haziran 2025 16:15
Aslında pek öyle öyküsever bir okur değilimdir:) Sevgili Şermin Yaşar'dan sonra Canan Tan Canan Tan da okutturdu, hem de hayranlıkla.. Öyle güzel öyküler vardı ki, beni çok etkiledi, hatta bir ara çeşmeleri koyverdim itiraf ediyorum:) Yazdıklarına sadece öykü de denmez; hayattan, bizden, icimizden. Eminim okuyan herkes kendinden çok şeyler bulacak. Özellikle hemcinslerim her sayfada kendine mutlaka rastlayacak. Hüzünlerini çikolata ile kaplamayı beceren kadınlar nerdesiniz? Eğer beceremiyorsanız vay halinize .. Gelelim en etkileyici bölüme; Yakın akrabam, ölmüş bir Alman yaşlı çiftin evini satın almıştı. İcindeki eşyaları ile birlikte. Kendisi temizledi çöpe attı ve restore ettirdi. Evi görmeye gittiğimizde dolaplarda fotoğraflar vardı. Çok eskilerden bugünlere aile fotoğrafları. Çocuklarına sorduğumuzda" istemiyoruz çöpe atın" dediler. Bunu duyunca nasıl üzülmüştüm.. Bizde olmaz böyle şeyler demiştim..Taa ki bu kitaptaki bir öyküye rastlayana kadar. İşte o alıntı ile bitireyim müsaadenizle: "....Anneannem öldükten sonra, onun geçmiş kokan evinin, annem, teyzem ve dayımca dağıtıldığı gündü galiba... Aynalı konsolun içindeki altın yaldızlı porselen tabaklar, kristal bardaklar, kadehler, gümüş yemek takımları; oyma-ceviz büfenin üzerini, camlı vitrinin raflarını süsleyen gümüş tepsiler, tabaklar, gondollar, şamdanlar taziye evine yakışmayan bir iştahla çarçabuk paylaşılıvermişti de; sıra oraya buraya serpiştirilmiş fotoğraflara gelince, herkes suspus olmuştu nedense... Gardırobun alt gözünden çıkan ceviz kutuya, içindeki mektuplara, fotoğraflara da kimsenin sahip çıkacağı yoktu. "Ben paşa dedemi görmedim bile" diyerek, omuz silkmişti teyzem. "Benim tanımadığım dedemin resmini, çocuklarım ne yapsın?" Onu onaylarcasına baş sallamıştı diğerleri de. Kalın bir sis
Öykü edebiyat hikaye
Çikolata Kaplı HüzünlerCanan Tan · Doğan Kitap · 20171,756 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2025 6. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2025 23:33
Geçmişe baktığımız zaman kim olduğumuzun nerde doğduğumuzun, neleri başardığımızın bir önemi yoktur. Hissettiğimiz şeyler üç aşağı beş yukarı aynıdır. Biraz hüzün, biraz pişmanlık, biraz hayal kırıklığı ve buruk bir tebessümdür. Geçmişin şöyle acı bir özelliği vardır; değiştirilemez. Geçmişle yüzleşilir. Geleceğin kaç yüzü var bilmiyorum ama geçmişin iki yüzü var. Biri bizim hatırladığımız, biri de geride bıraktığımız kişilerin hatırladıkları. Ve ikisi asla aynı değildir. Koşup duruyoruz. Kaçıp duruyoruz. Başlangıç noktasından ne kadar uzaklaşırsak bunu başarı olarak görüyoruz. Peki bu gerçekten böyle mi? Büyüyoruz. Yaşadığımız evler, semtler değişiyor. Biz büyüyoruz. Diplomalar sertifikalar birikiyor. Biz büyüyoruz. Arkadaşlarımız, dostlarımız sevdiklerimiz değişiyor. Sahi birlikte seksek, saklambaç, kör ebe oynadığımız, salçalı ekmek yediğimiz, akşam ezanıyla koştur koştur eve gittiğimiz çocuklar nerdeler? Sahi ben nerdeyim? siz nerdesiniz? Çocukluğumuz, ilk gençliğimiz, mutluluğumuz, ümidimiz siz nerdesiniz? (NOT: Kitabın konusunu her yerden bulabilirsiniz. Ben kitabı okurken hissettiklerimi paylaşmak istedim. )
GünbatımındaHwang Sok-Yong · Doğan Kitap · 202484 okunma