GÜZELLİĞE KASİDE
Nereden çıktın ey güzellik, Topraktan mı, ateşten mi? Bakışların suçla sevabı Aynı kadehte eritmekten mi? Gözlerin hem Tanrı’ya yakın Hem cehenneme komşu durur, Bir bakışın insanı yıkar, Bir bakışın insanı vurur. Kokun fırtına öncesidir, Aklı bozar, yönü siler, Geceden kalma bir kader Eteklerinde sürünür, ilerler. Öpüşün bir iksirdir senin, Ya iyileştirir ya yakar, Korkak olanı kahraman, Masum olanı günaha katar. Hangi boşluktan indin söyle, Yıldızdan mı, karanlıktan mı? Sevinci rastgele dağıtıp Felaketi saklamaktan mı? Yürürsün cesetlerin üstünde, Gülüşün hiç titremez, Ölüm bile yanında süs kalır, Kırılganlığın kirlenmez.
İÇİMİZİN SESİNİ DUYABİLİYOR MUYUZ?
(...) İçinden geleni yapmak! İnce düşünülürse insanı fıtrî güzergâhına oturtacak zenginlikte bir muhtevaya sahip olduğu görülebilir bu deyimin. Ama bugünün insanı için işler bu kadar kolay değil ne yazık ki! Her şeyin dışından dayatıldığı bir zamanda insanın içinden bir şey gelse bile nereden bir yol bulup insana ulaşabilir? Bu kaotik dünyanın gürültüsü, beynimizi didikleyen bütün bu güdüler, bütün bu kodlar zihnimizi bir uçtan bir uca işgal etmişken içimiz sesini bize nasıl duyurabilir? İçimize o kadar kapalı bir dünya ördük ki etrafımıza, derin bir sızıdan başka söyleyecek bir şeyi kalmadı içimizin bize? -Gökhan Özcan, "O Derin Sızı...", yenisafak.com/yazarlar, 25 Haziran 2026-
gökhanözcanyazıları
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ne kadar haksızlığa uğrasanız da, kendinize yakışanı yapın. Darbe nereden gelirse gelsin yıkılmayın. Unutmayın; çürük bina en başta yıkılır...
"Topal Asker" Şiirini Bilir misiniz?
Topal Asker Ey saçları “alagorsan” kesik hanım kız! Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız! Bacağımla alay etme pek topal diye. Bir sorsana o topallık bana nereden hediye ? Sen Şişli’de dans ederken her gece gündüz, Biz ötede ne ovalar, çaylar, ne dümdüz Yaylaları geçtik, karlı dağları aştık; Siz salonda dans ederken bizler savaştık . Ey dudağı kanım gibi kıpkırmızı kız, Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız! Olan işler dimağını azıcık yorsun! Biliyorum elbisemle eğleniyorsun; Biliyorum baldırını o kadar nazla Örten bir tek ipek çorap kıymetçe fazla Benim bütün elbisemden... Hatta kendimden... Biliyorum: Çünkü bugün şu dünyada ben Neyim? Bir hiç... İşe güce yaramaz topal... Sen sağlamsın, senin hakkın, dünyadan zevk al: Çünkü orda düşmanlarla boğuşurken biz
Doktor MBC soruyor
Özgürlük; kuşku duyma olanağı, hata yapma imkanı ve nereden gelirse gelsin, otoriteye hayır diyebilme gücüdür. (İgnazio Silone)
İlk defa gerçekten ne yapacağımı bilmiyorum. Çok yorgunum. Sadece bedenim değil, ruhum da yorgun. Nasıl düzelecek, nereden toparlanacak hiçbir fikrim yok. İçimde sürekli bir kırgınlık var ve her geçen gün biraz daha artıyor gibi. Etrafımda insanlar var, konuşmalar var, kalabalıklar var ama ben sanki hepsinin dışında kalmış gibiyim. Yanımda gibiler ama aslında değiller. Anlaşılmadığımı hissediyorum. Kalabalığın ortasında tek başıma kalmışım gibi. Her şey üst üste geliyor. Birini atlatamadan diğeri başlıyor. Nefes alacak bir boşluk bile bırakmıyor hayat. Bağırmak istiyorum, içimdekileri haykırmak istiyorum ama sesim çıkmıyor. Gitmek istiyorum bazen, her şeyi bırakıp uzaklaşmak. Ama nereye gideceğimi bile bilmiyorum. Sadece yüklerimden biraz kurtulmak istiyorum. Biraz anlaşılmak, biraz dinlenmek. Çünkü bu ağırlıkla daha ne kadar yürünür, bilmiyorum.