- MÜRŞİDİN FEYZİ
"O, bir tâlibin hâline teveccüh eder ve bu yönelişle isteklinin gönlünde bir pencere açılır. Talib, teveccüh ve ihlâsı miktarınca o deryadan kanar... Demiştik ki, bu faydalanış şeklinde, sâlikin, feyzin nereden geldiğine dair bilgi sahibi olması şart değildir." "İkinci şekil olarak sâlik, istidat ve ihlâsı noktasından mürşidin kalbine bizzat teveccüh eder ve teveccühünde, yavrunun ana memesinden süt çekmesi gibi, onun feyzini cezbeder. Eğer birinci ve ikinci şartlar bir araya gelecek olursa, en tesirli ilâç meydana gelmiş olur." "Üçüncü şekil şudur ki, sâlikin kalbinde, Celâl kelimesinin çokça zikrinden, donmuş bir okyanusa benzeyen mürşid kalbi aksetme suretiyle kendisini gösterir; ve bir pencere açılmışcasına müridin üzerine olgunluk ve hidayet yağar. Bu hâlde de yine iki taraf birbirini bilmek ve anlamakla mükellef değildir. Eğer irşad isteklisi, feyz mecrasını bir "bid'at-din usullerinde yenilik uy. durması" ile tıkayacak, yahut Sünnet Ehli itikadına aykırı bir anlayışla körletecek veya istidat cevherini bir ehliyetsize teslim ederek çürütecek olursa bu üç faydalanma tarzından da hisse alamaz ve hayret sahasına düşer."
Sayfa 353 - Ağustos 1994, “BU ASRIN SAHİBİSİNİZ!...”, Vâridât: Mehdi, İbda Yay.
Tarîkat-ı Aliyye-i Nakşibendiyye
"Evliyadan bazıları vardır ki, sadık müride, vefatından sonra, hayattayken olduğundan daha fazla menfaat eriştirir. Yine evliyadan bazılarının, ruhaniyetleri vasıtasıyla İlâhî emirleri takip ve tatbik ettirdiği kimseler vardır. İsterse o velî, kabrinde meyyit olsun... Kabrindeyken müridini yetiştirir. Müridi kabirden onun sesini işitir. Nitekim Ebülhasan-ül Hırkanî, şeyhi Ebi Yezid Bestâmî'den bu şekilde feyz almıştır... Böylelerinin irşadı güneşin nuruna benzer. Kast ve iradeye bağlı olmaksızın bütün âleme feyz dağıtıcıdır. Hele kast ve iradesi eklenecek olursa!.. Nakşibendi taifesinin böyle bir mürşide bağlılığı nisbet yoluyladır. Nisbeti de aksetme suretiyle... Ve kaynak yoluyla... Yakınlık ve uzaklıkta değişmez. Bu yolda faydalanma, muhabbet ve aksetme suretiyle ve kaynak bağıyla olduğundan, mürid, şeyhinin muhabbet alâkası ile saatten saate onun renk ve kıvamı içinde olgunlaşır. Aksetme suretiyle de onun nurundan nur emer. Bu türlü faydalanma ve feyizlenmede, işin nasıl ve ne olduğunu bilmek şart değildir. Kavunun güneş hararetiyle pişmesi gibi, sâlik, mürşidin terbiyesinde yavaş yavaş gelişir. Zamanla bu gelişme kemâle erer, Rahmâni nefesin üflenmesine istidat kazanır... Güneşin terbiyesiyle pişen kavun, nasıl terbiyesinin nereden olduğunu bilmezse, mürid de kendi feyz menba ve mecrasını bilemez. Bu hâl, yola bağlanmadan cezbeye düşen sâliklerde görülür. Yoksa, cezbeleri yola bağlanışlarından sonra olanlar hâllerini bilmek makamındadırlar."
Sayfa 352 - Ağustos 1994, “BU ASRIN SAHİBİSİNİZ!...”, Vâridât: Mehdi, İbda Yay.
Tarîkat-ı Aliyye-i Nakşibendiyye
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Nasıl olacaktı bütün bunlar?Nereden başlayacaktım?Başlayabilecek miydim?”
Sayfa 20
Spinoza’ya göre ^^ ÖZGÜRLÜK ^^
Spinoza’nın özgür irade konusunda tavrı ise çok nettir: Sonlu tüm varlıklar gibi insan da özgür değildir ve onda da irade diye bir şeyin varligindan söz edilemez. Spinoza‘ya göre insanın özgürlüğünü ancak ve yalnızca kendisini belirleyen zorunlulukların, nedenselliklerin ya da en genel anlamında etkileşimlerin farkına varmak anlamına gelir. Bir başka deyişle, insan tam da çepeçevre belirlendiğini kavradığı ölçüde özgürdür. Eğer peşine düştüğünüz şey Doğa/Tanrı’nın tüm nedenselliklerini aşan bir özgürlük yanılsamasıysa, Spinoza‘dan size umut yok ! Ama olanaksız bir özgürlük fikri ile hepten büyülenmediyseniz Spinoza’nın asıl önerisinin, yanılsamalarınızdan özgürleşmek olduğunu anlarsınız.
Sayfa 72·Kitabı okuyor
Çocukluğuna bakarken bir felakete bakar gibi oluyormuş, nereden bakarsa baksın, çocukluğuna bakmak bir felakete bakmaktan başka bir şey değilmiş, tıpkı cehenneme bakmak gibi.
Alıntı
Doğrusu, insanın farklı veçhelerinde arayıp durduğum o yalnızlığı akıl yoluyla açıklamaya çabaladıkça tehlikeli sulara girdiğimi hissediyorum. İnanıyorum ki o duygunun bilincine vardığım, tam olarak nereden geldiğini çözdüğüm gün, o bilgi bir yazar olarak artık hiçbir işime yaramayacak.
Sayfa 35·Kitabı okuyor
Edebiyat