Puan vermedi
"Kitabı kapağına göre yargılamayın" sözünün ne kadar doğru olduğunu acı bir deneyimle öğrenmiş bulunmaktayım. Kitapçıda sırf o rüya gibi, cezbedici kapak tasarımına aldanıp büyük umutlarla aldığım bu eser, maalesef elimden düşüremediğim değil, bitirmek için kendimi fena halde zorladığım bir zaman hırsızına dönüştü. Kitabın en büyük problemi, okuyucuyu sürekli bir belirsizliğin içine fırlatması. Tam "Galiba konuyu yakaladım, güzel bir yere gidiyor" dediğiniz anda, yazar daldan dala atlıyor ve kendinizi bambaşka, kopuk bir sayfanın içinde buluyorsunuz. "Az önce konu bu değil miydi, şimdi neredeyiz?" sorusu kitabın sonuna kadar kafamı kurcalayıp durdu. Anlatımdaki bu aşırı dağınıklık, ne yazık ki okuma keyfini tamamen baltalıyor ve kurguyu anlamsızlaştırıyor.
Marvellous Ways'in Bir YılıSarah Winman · Yabancı Yayınları · 202213 okunma
Puan vermedi·180 syf.··
2026 22. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 09:23
Kitap röportajın metne dökülmüş hali olarak başlıyor. Türkiye’de eğitim sisteminin o yıllardan bu yıllara geçirdiği yolculuğu düşündürüyor. Şahsım adına; neler kaybetmişiz ne potansiyele sahipmişiz ve şimdi neredeyiz ne yapabiliriz diye düşündüm. Ayrıca Fakir Baykurt kibarlığı her cümlede kendini gösteriyor, enstitüde yetişenlerin kibarlığı bile bir başkaymış dedirtiyor.
Unutulmaz Köy EnstitüleriFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 2016790 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·192 syf.··
2026 50. kitabı
‘’Unutmak diye bir şey var mı? Var sanıyordun dün geceye kadar.. Yok sanmıyordun, kandırıyordun kendini.. Hep kandırdın!’’ Vahide kendini kandırmış olabilir elbette ama Deniz kandıramaz sanırım… Neredeyiz hangi zamandayız? Çok da uzak değiliz henüz bu yıllara.. Terzi Vahide hasta babası Azim Bey’in bakımından arta kalan vakitte dükkânında az sayıda müşterisine hizmet veriyor. Bir gazete haberi, eski bir tanıdık yüz ona geçmişi ve Sedat’ı anımsatır.. O kör, karanlık zamanlarda kelepçelenip götürülürken bir daha ondan haber alamayacağını henüz bilmiyordu tabi…Sonradan öğrenmişti ki ihbar edense babası Azim beydi! Ne büyük ihanet ve acımasızlık! Azim bey; partinin il teşkilatından sol görüşe karşı! Ama şimdi nasıl da kalmış Vahide’nin eline… Sedat kayıp, meçhul tabii... Şimdilerde ise; Deniz emanet edilmiş Vahide’ye. Kız kardeşinin kızı.. Ve ona anne-babası olan, Leman ile Memo’yu anlatamamış besbelli. Yoksa onlarında mı ölümü şaibeli? Hikâyenin en ilginç karakteri ise Bosna savaşında sol bacağını kaybetmiş Akordeonu ile köşe başlarında şarkılar söyleyen Adrian… Bu adamda bir şeyler var eksikliğine rağmen Vahide’yi talepkâr şekilde davet eden bakışlar… Deniz’in zihin akışı düşünceleri, Vahide’nin acemice ama inatla geçmişine kafa tutması, Adrian’ın memleketine kavuşma hayali arka planda gençlerin sessizce attığı çığlıklar ve bir avuç insanın sisteme direnişi! Okur musunuz lütfen!
Uyanan GüzelJale Sancak · Sia Kitap · 2026177 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2026 22:19
Mecaz olanla hakikat olanı karıştırma!.. Denenemeyecek olanı denemeye kalkışma!.. Rasim Özdenören Rasim Özdenören - Kuyu: Bir İçsel Yolculuk ​Kuyu, aslında fiziksel bir mekandan ziyade insanın kendi ruhuna, geçmişine ve varoluşsal sancılarına yaptığı bir yolculuğun simgesidir. Kitabı üç ana eksende ele alabiliriz: ​1. Hakikat Arayışı ve Modern Birey ​Özdenören, modern dünyanın karmaşası içinde sıkışmış insanın, kendi "kuyusuna" düşüşünü anlatır. Bu düşüş bir yok oluş değil, aksine kendini bulma çabasıdır. Karakterler genellikle bir eşiktedir; ya geçmişin yüküyle ya da geleceğin belirsizliğiyle hesaplaşırlar. ​2. Metaforik Anlatım ​Kitaba ismini veren "Kuyu", Hazreti Yusuf’un kuyusundan tutun da insanın içindeki karanlık dehlizlere kadar pek çok anlam barındırır: ​Karanlık: Bilinmezliği ve korkuları. ​Derinlik: İnsanın yüzeysel dünyadan kaçıp kendi özüne yönelmesini. ​Yalnızlık: Kişinin ancak kendiyle baş başa kaldığında hakikati görebileceğini simgeler. ​3. Zaman ve Mekan Algısı ​Hikayelerde zaman doğrusal akmaz; anılar, rüyalar ve gerçeklik birbirine geçer. Yazar, okuyucuyu alışılmışın dışında bir kurguyla karşı karşıya bırakarak, "Neredeyiz ve nereye gidiyoruz?" sorusunu sordurur. Tıpkı fotoğrafa eklediğin o nottaki gibi: "Yolun nereye çıkacağı, senin nereye gitmek istediğine bağlıdır." ​Özetle: Kuyu, insanın dünyadaki gurbetini, yalnızlığını ve bu yalnızlıktan süzülerek gelen o ince sızıyı anlatan; okuru dış dünyadan koparıp kendi iç sesini dinlemeye zorlayan sarsıcı bir hikaye bütünüdür.
1000Kitap
KuyuRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 20221,114 okunma
8/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2026 44. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 22:07
Merhaba arkadaşlar. Neredeyiz? Evet, bu kitabın en temel sorusunun bu olduğunu söylesem sanırım bir itiraz olmayacaktır. Carl Sagan’ın yine kendine hayran bırakan bir eseri olduğunu belirterek başlamak istiyorum. Bunu söyleme sebebim ise elbette ki yazarın bilimin ışığında Tanrı anlayışını oldukça farklı ama bildiğimiz bir şekilde yansıtmasında yatıyor. Bu da Tanrı’nın varoluşsal olarak uyumla ve ihtişamla kendisini göstermesi altında yatıyor. Kadercilik altında yatan Tanrı’yı yazar kabullenmiyor. Bu özellikle kaderci olan kadim dinlere inananlar için biraz olumsuz bir durum olsa da her şeyi kaderciliğe bağlayıp Tanrı’yı yalnızca kötü göstermekle yetinen ve çoğu bunun farkında bile olmayan inançlara da bir tokat niteliğinde diyebiliriz. Aynı zamanda bu Tanrı’ya isyan etmek yerine onun varlığını kabullenme ve güzel sunumlar arasında onun varlığını en tepeye koymak anlamına da geliyor ki bu çözümlemelere de asla karşı çıkamayacağımı belirtmek istiyorum. Bunun için, yani bilimin gerektirdiği bir inanç içinse yazar bu eseri kaleme alıyor. Çünkü günümüzde öyle bir anlayış hakim oluyor ki insanlar eğer bilime inanıyorsa Tanrı’ya inanmamak gerektiğini ve ikisinin birlikte yürümeyeceğini düşünüyorlar. Yaşat! Sev! Oku! Bu muhteşem cümlelerle başlayan 3 kadim dinin öğretilerini de göz önüne aldığımızda Tanrı varlığı ve inancına karşı çıkmak için de çok özür dilerim ama biraz aptalca düşünmek gerekiyor bence. Hoş, Yahudi öldürüyor, Hristiyan her şeyden nefret ediyor, Müslüman ise asla okuyup araştırmıyor ama olsun. Sonuç olarak Tanrı’nın emirleri açık, net, anlaşılır ve yalın. Eski zamanın gelişmiş ataları ise şimdikilerden farklı olarak her şeyi merak ediyor, araştırıyor, asla vazgeçmiyor, tırnağı kırılsa aklına intiharı getirmiyor, kutsal ölüleri meraklarını uğruna aslında
Broca'nın BeyniCarl Sagan · Say Yayınları · 2019166 okunma
Puan vermedi·124 syf.··
2026 8. kitabı
"Bizim hareketimiz, mesuliyet hareketidir. Davamız; hayata uymak değil, hayatımızı Hakk'a uydurmaktır." İşte bu eserde yazarımız Mustafa Kutlu bir yandan davasını Hakk'a uyduranlara pencere açarken öte yandan da davasını hayata, çağa uyduranlara kapı aralıyor. Davası uğruna gece gündüz çalışan, bu davanın fikri kanadı olan Murat Ağabey bir tarafta; davayı dünyevi ihtiraslarına kurban eden Asım ve Erzurumlu Yunus öte tarafta.. Kerim de bu davanın fiziki yükünü omuzlamaktan imtina etmekten çekinmeyen diğer bir karakterimiz.. Asırlık bir çınar.. Bahçedeki şadırvan. Kitap külliyatları ile dolu raflar. Sıcak çaylar, yalın gösterişsiz sofralar, her daim dumanı tüten soba.. Ve dava erlerine sığınak olan o dernek. Eser boyunca şunu görüyoruz: Dava değişmez ama davanın etrafındaki şahıslar hep değişir. Mühim olan sizi hak davaya götüren kişilerle bir arada bulunmanız. İşte tam da bu noktada Profesör Asım Bey'in oğlu İlhan karşımıza çıkıyor usulca bir sahur sofrasında. İlhan ailede bulamadığı dava yoldaşlığını dışarıda aramaya koyulur. Ona bu esnada babasının kütüphanesindeki tozlu rafların ardında kalan kitaplar eşlik eder. Annesinin bitmek bilmeyen lüks istekleri babasının dinmek bilmeyen dünyevi hırsları İlhan'ın dünyasında asla yanıt bulmaz. Kimi zaman davanın karşısında aileni kimi zaman arkadaşlarını görebilirsin. Ama İlhan ailesinin bu tutumlarına karşı direnir ve yine de davasının izinden gider. En nihayetinde onun da yolu bir zamanlar babasının davasına ocak olmuş Murat Ağabey'in derneğine çıkar. Babası Asım geçmiş ile asla yüzleşmek istemezken geçmişi tamamen unutamaz da. Her daim zihin dünyasında gelip geçer o günler bir film şeridi gibi. Ama o davasının kendisine belki de en çok ihtiyaç duyduğu zamanda ona çoktan sırtını dönmüştür ve bir daha arkasına bakmak
Ya Tahammül Ya SeferMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 201315,7bin okunma