Şu insanoğlu ne biçim bir yaratıktı! Kendisi değil de başkaları söz konusuysa eğer, sözleri dinlenir bulunuyor, her konuda akıllıca, bilgece laflar ettiği düşünülüyordu.
Rusya’da herkes her an toplantı yapmaya hazırdır. Aklımıza eser, hemen bir hayır derneği kurarız! Ya da yardım ve yaşatma derneği! Ya da kim bilir ne derneği... Amaç güzel olmaya güzeldir de hiçbir sonuç vermez. Bunun da nedeni daha baştan tatmin olmamız, girişimimizi yeterli bularak, amaca ulaştığımızı, her şeyin yapılmış olduğunu düşünmemizdir.
Şu balo denen şeyi icat edenlere lanet olsun!..” diye söyleniyordu içinden. “Nedir yani bu salakça neşe? Bölge kıtlıktan kırılıyor, fiyatlar almış başını gitmiş, bunlar balo düzenliyor! Ya kadınların hali neydi öyle: Sürmüş sürüştürmüş, takmış takıştırmışlar! Hele birinin üstündekiler en az bin ruble tutardı! Nereden geliyor bu değirmenin suyu?
İnsan nasıl böyle küçülebilir, alçalabilir, bayağılaşabilir? Böylesine değişebilir mi insan? Gerçeğe benzer bir yanı var mı bunun? Evet, hem de çok! Her değişim olabilir insanda, her şeye benzeyebilir insan! Bugünün ateşli delikanlısına yaşlılık hallerini gösterecek olsanız nasıl da korkuyla yerinden fırlardı!
Şu Rus halkının ne müthiş buluşları vardır! Birine bir ad takmaya görsün, artık o ad onun torununa torbasına da geçer, memuriyet hayatında da, emekliliğinde de, Petersburg’da da, dünyanın öbür ucunda da onu izler. Ne yapsa kurtulamaz ondan. Eli kalem tutan insanlara paralar verip bu adın eski prens soylarından birinden geldiği üzerine yazılar da yazdırsa, yararı olmaz.