Merhaba Ruhumun Azadı...
Bugün yaram azdı; gönlümün bam teline vurdu özlemim, yürek selimden aktı kalemim yazdı.
Seni uçsuz bucaksız hayal sahnemin perdesinden kucaklıyorum.
Söyle bana Azat; zamanın ihanet çemberinde özgür kalır mı ruhum?
Yenilmeden yenilgi döngüsüne düşmek, çarpık sözler iklimininde hayalperest kimliğim.
Bir özlemin ardında aralıklı gönül kapı gıcırtısında, zaman sularında ölüme beş geçeyim!
Salt dudakların damıttığı sevda tomurcukları, duygu girdabında teninin tonunda kızıl yangınları.
Ayrılık mızrabı saplanırken gün batımında, gözlerim şiirlere çakılan kibrit alevi buğusunda sunar elvedaları.
Hangi yalnızlığın, karanlığın, tutsaklığın tutarlılık adımlarında topraktasın?
Sensiz hiçliğin notalarına vurmaktayım, toprağın toprağım olsun Rabbim yanına alsın...
Gök kubbenin altında; şebnemin karanlığında, kehribar gözlerinin büzgülü ışığı yolumun pusulası.
Asil bir eylemin urgan timsalinde, yaralı ceylanların afrika bozkırlarında ömür nafakası!
Lokman hekim gelse ne çare gülün yaresi solmuşsa, bülbülü susmuşsa?
Yalnızlığın çengelinde karanlığa âmâdeyim, ay mehtabının çemberinde üç nefeslik yer sunmuşsa.
Kasvetli istasyonların selvi sevdalarına peşkeş çeken nefislerin bilge keşifleri.
Yüksek tepelerden aşmaksa bendimi, aşikâne gönül sarayımda nermdil ahenkleri...
Sıralanan günahları hasbelkader saplamadan bahtıma, küf tutmuş riyâlı hülyalarımda düş yâdıma.
Can kırıkları düşerken avuçlarıma, takvim yaprakları ömür gizime gölgeler damıtıyor aheste mavnalarıma.
Hicran yarası yalnızlığı kavurur gece yarısı, tuval niyetine duvarlarıma işlenir elem yankıları.
Ayrılığa katlanıp sensizliğe kanatlanan cigara dumanları, su-i zânıma kaf dağından yağsın sekerat yağmurları...
©_şiirella_