İsrail'in, Filistinler ve Araplarla ilişkilerinde dayandığı temel il ke ahlaksızlıktır. Yahudi felsefesi ahlakın değişkenliğini öngörür.
Ahlak sabit değil, bölünebilen bir özelliğe sahiptir; genel kuralları da yoktur. Yahudilerin, kendilerine ayrı başkalarına ayrı uyguladık ları çifte standartlı bir ahlaki normları mevcuttur. Bu da -ne yazık ki- Tevratlarının kararlaştırdığı bir ölçüdür. Tesniye bölümünde geçtiği üzere, bir İsrailli, İsrailli olmayan kişiye faizle bir mal verebi lir. Ama bunu kendisi gibi bir İsrailliye veremez. İslam ise bunun tersini söylemektedir. Çünkü İslam'da haram herkese haramdır.
Kur'an, Yahudilerin, kendilerinden olmayanlara karşı her şeyi mu bah saydıklarını ve kendilerini bu hususta dinen sorumlu görme diklerini ifade etmektedir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Bu da onların, 'Ümmi l ere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur' deme/erindendir. Allah adına bile bile yalan söylüyor/ar."1
Peki, hakikatin kaynağı neydi, yalamnki neydi? O sözde kutsal gelenekte ve Kitabı Mukaddes'te yanlış ile gerçek iç içeydi. Yalan da gerçek de kilise denilen o kurum tarafından kuşaktan kuşağa aktanImıştı.