Ameliyatın kendisinden değil, uykusundan korkuyordu. Çünkü insan acısını susturabilir; ama narkoz, dilin bütün nöbetçilerini uyuturdu. Ya gözlerini açarken, yıllardır kalbinin en kuytu yerine gömdüğü o ismi herkesin içinde fısıldarsa?Bu yüzden ameliyat masasına bedenini değil, sırrını yatırıyordu. Neşter etini kesecekti belki; fakat korkusu bambaşkaydı: "Ya ben uyanırken, kalbim benden önce konuşursa?"
“Yapay Zekâ Çıktı, Kitap Öldü” Diyor Allah’ın Belaları
Şimdi ona melek ya da şeytan diye bakanların çoğu yapay zekânın yakın zamanda kat ettireceği medeniyet mesafesini anlayamıyormuş ama yakında onlar da anlayacakmış. O değil de, “Yapay zeka var, artık kitap dolaşımdan çıkacak” diyor Allah’ın cezaları. Tüfek icat olduğunda mertlik ölmüştü. O gün bugündür namertlik hükümferma ama bundan ne katillerin ne maktullerin ne müebbetlerin ne işkencecilerin ne de kürek mahkumlarının şikâyeti var. Namertlik öyle tabana yayıldı ki insan öldürme aparatı üretenler dünyanın her yerinde başa tac ediliyor. Haksızlık, hukuksuzluk yani zulüm, hemen her kumaştan her cinsten kendine dilediği elbiseyi dikiyor. Kalleşlikten, namertlikten son şikayetçi olan adam Köroğlu’ydu. Onun da üzerinden şu kadar yüzyıl geçti. Şimdi insanlar, örgütler, devletler, toplumlar göğüslerini döve döve sahip oldukları, olacakları, olmak ya da olmamak istedikleri savaş uçakları, radar sistemleri, füze ve nükleer silahlarla övünüyorlar. Cahiliye, sanayi, teknoloji, bilgi, bilişim, bilim, iletişim çağlarının üzerine ilerleme durdurulamıyor. Hâliyle insanın azgınlığına da fren bulunamıyor. İnsan ölümsüzlük arayışını sürdürürken dünyayı altüst etmeye devam ediyor. Biz daha “adamlar yapmış,” “şeytan bunun neresinde,” “tarihin terakkinin niye gerisinde kaldık” diye iki sülüs besmele, birkaç amme cüzü, üç beş divan şiiri için matbaayı geciktiren ecdadımız ile şah ve padişahlarımıza sitem ederken şu geldiğimiz yere bakın. Perdahsız kerpiç damlardan kaloriferli apartman dairesine taşınmanın ve henüz matbaada bir iki kitap tab etmenin sevincindeyken hangi akılla, ne ara, nasıl geldiysek yapay zekâ algoritmalarının hüküm sürdüğü şu saçma sapan günlere geldik. Söz bitmiş, anlam çökmüş, hikmet ölmüş, hayret uçmuş, cümle dağa kalkmış, düşüncenin cazibesi kalmamış, fikir
Makale|Yazı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ruhun Röntgeni Yoktur
Gönlümde açılan yaranın sesi yoktu. Sessizdi. Ama insanı en çok, sessiz yaralar tüketirdi. Bir şey olmuştu. Ne zamanını biliyordum, ne de adını. Sadece, içime yavaş yavaş akan bir acının beni benden eksilttiğini hissediyordum. Ruhumun taşıdığı yük, bedenime kadar inmişti. Şimdi, usturalar değecekti tenime. İğneler, dağılan yeri toparlayacaktı belki. Beden, bir şekilde onarılırdı. Ama insanın içindeki kırığı hangi neşter bilirdi? Doktorlar etime ulaşacaktı. Oysa canımın en tenha yerine, kimsenin eli değmeyecekti. Keşke neşterler, yalnızca teni yarıp geçmeseydi. Bir yolu olsaydı da, ruhun karanlık mahzenlerine inebilseydi. Bir hekim çıkıp, göğsümün içinde yıllardır kanayan o isimsiz yaraya dokunsa, ve sessizce,
Defalarca neşter vurulan Sonra geçti deyip sarılan Ama hala kanayan Yara bende...
Müzik
Dişlerim ağrıyor düşümden satıyorum. İlkbahardayız, kışı izlediğim rüyamda tanımadığım birine görmediğim teselliyi veriyorum. Üşüdüm diye uyandım resmen. Delikanlı n'aptı bilmiyorum. Devamını görürsem... Paltoyla uyuyacağım. Bak bu kadar da düşünceliyim. Madem uyandım, hazır nikotin operada... Balkona balina düşmüş. Hep söylüyorum bulutlara... 'Neyse'den bir sigara yakıyorum. Güneş doğuyor. Merhaba lan güneş. Bulutlara uyarımı yaptım, o en son çiçek olana söyle, haddine çalışsın iyice. Dün de neşter fırlatıyordu adi! Neyse. Kazak örmüştüm sigarama, yanarken üşümesin zavallı. Yarısı kurumuş ağacı kesiyor gözüm. Anılar fırlıyor önüme. Gün geçtikçe tanıyorum geçmişimi. Mümkünse piyasaya sürmeyin maziyi. Der gibi bakıyorum sincaplara. Tabure çektim karşıma. Taşları diziyorum kalenin biri kaçak, rakibin rengine bürünmüş, şahın yarısını yemişler. Matı oyalayalım diye konuşladığım rotamın yerinde filozoflar esiyor. Sıkıldım, aşağı atlasın, yoruldu bakışlarım. Uykuda ikna ederim, siyahlarım. Sahi, 19'umda anladım gözlerimin koyu mu koyu kahverengi olduğunu. Neyse ki genç anladım. Düşünsene bi 19 yıl daha böyle sürdüğünü. Ne yazacağımı unuttum. 10 el yenilsem, 10 el dövse, tepkisizim. Hani bazen kendimi dürtüyorum, hareket etmiyor hissiyatım. Ben ki bana şah damarım kadar uzağım. Mülayim tanrılar dökülüyor cebimden. Biri eksik, çalmışlar. Kitabın arasına koymuştum, iki güne kurur muhtemelen. Unutuyorum... Hatırladıklarımı unutuyorum. Boşa mı çabaladım gelsinler diye. Hafıza huzur evi bir nevi. Şahsına münhasır delillerin arşivi. Dibime sokulan pencerelerdeki yansımamdan sıkıldım. Ne yapsam tersini icra ediyor. Varsın olsun, bir ipte beş cambaz oynatırım. Sigaram bitmiş, dur yenisini yakayım. Ne diyordum unuttum. Önceki satıra bakmaya eriniyorum. Boşverip yazıyı sonlandırayım.
Kalbe vurulan bir neşter ve zihnimin gürültülü sesini uyuşturacak bir morfin lazım. Unutmak gerek...Herkesi ve her şeyi... •open.spotify.com/track/0seG9thS3...youtu.be/4LRFLJk1lWI