➡️ *Yılbaşı günü ve gecesi* *Sual: Müslümanların ve Hristiyanların yılbaşı günü ve gecesi ne zamandır?* Cevap: Muharrem ayının birinci gecesi, Müslümanların kamerî yılbaşı gecesidir. Müslümanların şemsî yılbaşı gecesi ise, efrencî Eylül ayının yirminci gecesidir. Muharrem ayı, İslâm kamerî senesinin birinci ayıdır. Muharrem ayının birinci günü Müslümanların kamerî senesinin, birinci günüdür. Kâfirler, kendi yılbaşıları olan ocak ayının birinci gecesinde, noel baba yapıyorlar. Güya Hristiyan dininin emir ettiği küfürleri işliyorlar. Bu gecede tapınıyorlar. Müslümanlar da, kendi sene başı gecelerinde ve günlerinde müsafeha ederek, mektuplaşarak tebrikleşir. Birbirlerini ziyaret eder, hediye verirler. Sene başını mecmua ve gazetelerle kutlarlar. Yeni senenin, birbirlerine ve bütün Müslümanlara hayırlı ve bereketli olması için dua ederler. Büyükleri, akrabayı, âlimleri evinde ziyaret edip dualarını alırlar. O gün, bayram gibi temiz giyinirler. Fakirlere sadaka verirler. ( *Tam İlmihal s. 355)* hakikatkitabevi.net/bookread.php?bo... Eflâtunun İsa “aleyhisselâm” zamanında yaşadığı *(Burhân-ı kâtı’)* kitabında yazılıdır. Avrupa kitaplarında, Eflâtunun, milattan, yani İsa aleyhisselâmın dünyayı teşrifinden [347] sene önce öldüğü yazılıdır. Platon ismi de verilen bu Yunan feylesofunun dersleri meşhur olduğundan, ölüm zamanına inanılırsa da, İsa “aleyhisselâm”, gizli dünyaya gelip ve dünyada az kalıp, göke çıkarıldığından ve kendisini ancak oniki havari bilip, Îsevîler az ve asırlarca gizli yaşadıklarından, milat, yani noel gecesi doğru anlaşılamamıştır. Miladın, birinci kânûn [aralık] yirmibeşinde veya ikinci kânûn [ocak] altıncı veya başka gün olduğu sanıldığı gibi, bugünkü miladi senenin beş sene fazla olduğu, çeşitli dillerdeki kitaplarda,
Alıntı
*ÂB-I HAYAT - 4862* Büyükler buyurdular ki; Marifet, kazanmak değil, helalinden kazanıp, helal yolda harcamaktır. Unutmayın ki, sarf etmek kazanmaktan tehlikelidir. Hadis-i şerif net ve açıktır. *"Hayra vesile olan, hayır işlendikçe sevap kazanır. Şerre âlet olan, o şer işlendikçe kendisine günah yazılır".* Hiç değer mi? İnsanın kendi parasıyla kendisini Cehenneme atması hiç akla uygun mu? İbadetler on kısımdır. Dokuzu helal lokmadadır. Çocuk daha anne karnındayken Cebrail aleyhisselam gelir ve çocuğa, Allahü teala senin dünyada yiyeceğin rızkının üzerine ismini yazdı, der. İnsanlar rızkını arar, rızk da sahiplerini arar bulur. Onun için mübarek Hocamız buyurdular ki, hiç kimse kimsenin rızkını yiyemez. Hiç kimse de rızkını yemeden ölmez. Rızk, ibadet etmek sûretiyle sevap kazanmak için bir âlettir. O helal ise hesabı var, haram ise azabı var. Adam namaz kılıyor, hacca gidiyor, ne hayırlar yapıyorsa, buna benzer şekilde paralarıyla da sevap kazanması lazımdır. Çünkü o para onun sevap kazanması için bir emanettir. *Huzur Pınarı* huzurpinari.com
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ortadoğu’yu en iyi bilen Batılı gazetecilerden biri olan Robert Fisk, özellikle 2017-2018 periyodunda The Independent’ta kaleme aldığı analizlerde, ABD-SDG ortaklığının anatomisini şu sert ve net öngörüyle çizmişti: Robert Fisk'in Kürt Kartı ve İhanet Döngüsü Tezi: *"Kürtler, Ortadoğu tarihinde kendilerine bir devlet ya da otonomi vaat eden büyük güçler (özellikle Anglo-Amerikan aksı) tarafından kaçıncı kez ihanete uğradıklarının çetelesini tutmayı sürekli unutuyorlar. Washington’ın SDG’yi ağır silahlarla donatması ve onlara 'stratejik ortak' muamelesi yapması tamamen taktiksel bir illüzyondur. ABD, SDG'yi kalıcı bir devlet kurması için değil, sadece DEAŞ’ı sahada ezecek ucuz ve kullanışlı bir 'piyade gücü' (hired foot soldiers) olarak konumluyor. Bu ortaklığın bir son kullanma tarihi var: DEAŞ kartı masadan kalktığında ya da Washington'ın bölgedeki büyük bütçeli jeopolitik çıkarları (İran veya Rusya dengesi) yön değiştirdiğinde, Amerikalılar bir gece yarısı üslerini boşaltıp arkalarına bakmadan gidecekler. İşte o gün SDG, elindeki ağır silahlarla birlikte Şam nizamı, Ankara ve bölgesel dinamiklerin arasında tamamen yalnız kalacak."* Bu Öngörünün Makro-Matematikteki Karşılığı Fisk’in öngörüsü, metinde bahsettiğimiz "Dinamik Enstrümantasyon" kanununun sahadaki en somut delilidir. Küresel hegemonya için ideolojiler, kimlikler ya da vaatler yoktur; sadece o faza ait maliyet/fayda dengesi vardır. 1975'te Cezayir Anlaşması'yla Şah ve ABD tarafından bir gecede Saddam'ın kucağına bırakılan Molla Mustafa Barzani... 1999'da bölge denklemi değişince Kenya'da paketlenip uçakla teslim edilen Abdullah Öcalan... Ve nihayet 2025-2026 periyodunda, Suriye'de rejim çökerken ve harita yeniden çizilirken Washington'ın "ortaklığın zemini kalmadı" diyerek bir kenara ittiği SDG... Fisk,
Tarih
Değeri yüksek şeylerden hoşlanırım, Temiz niyet, net duruş, gerçek ilgi ve sorgulatmayan sadakat gibi 🌟
Kılıçdaroğlu siyasi hayatının son perdesinde muhalefetin değil, iktidarın can simidi olmayı tercih etti. Halkın değişim iradesine sırtını döndü, sarayın hesaplarına hizmet eden bir figüre dönüştü. Haftalardır konuşulan Erdoğan'ın ülkeyi sürüklediği ekonomik ve siyasal çöküş değil; Kılıçdaroğlu ve çetesinin yarattığı kriz konuşuluyor. Türkiye'nin gerçek sorunları perde arkasına itilirken, iktidar nefes alma fırsatı buluyor. Bu tesadüf değildir. Bu, ince ince planlanmış bir siyasi operasyondur. Amaç; Özgür Özel'in yükselişini durdurmak, iktidarın karşısında büyüyen toplumsal muhalefeti bölmek ve yıpranmış bir yönetimi yeniden ayakta tutmaktır. Amaç; halkın değişim umudunu söndürmek ve tek adam düzeninin ömrünü uzatmaktır. Ancak hesap tutmadı. Milyonlar, eski siyasetin vesayetini de, iktidarın kurduğu oyunları da reddetti. Halk cevabını çok net verdi: "Teslim olmayacağız." Bugün Erdoğan'ın, yıllarca hedef aldığı Kılıçdaroğlu'nun hamlelerinden medet umacak noktaya gelmesi bile iktidarın içine düştüğü acziyetin açık göstergesidir. Artık mesele kişiler değil, Türkiye'nin geleceğidir. Özgür Özel ya bir yol bulacak ya da yeni bir yol açacaktır. O yol; korkunun yerine cesareti, baskının yerine özgürlüğü, karanlığın yerine aydınlığı taşıyacaktır. Çünkü değişim ertelenebilir; fakat durdurulamaz.
Siyaset
Çanta ve ayakkabı görüşüm sebze ve meyve için de geçerli
Bugün pazardayken ikişer şekilde dört plastik kasayı ayaklık yapıp üzerine 3-4 m biraz kalın ama yetişkin biri için hafif bir plastik ile tezgah yapıp üstüne plastik hasırlar dizmiş bir yer vardı. Ben annemleri beklerken etrafa bakıyordum ve çocuğun bir şeyler yaptığını görünce orada durdum. Geriye doğru devrilmişti bir köşeden tutup ondan daha da küçük olan çocuğa sesleniyordu ama gelmedi hemen. Ve ben birkaç adım attım ona tutmak için o sırada içeride yatan adamla göz göze geldim. Çocuğun halini görüp gelmiyordu. Buna gıcık oldum. Bir an tereddüt etsem de diğer velet gelince yumuşak tonda "Sen de karşıya geç istersen. Burayı ben hallederim." deyip gülümsemiştim. Ve geri çekmiştik. Onlar hafif tarafta ben baya hasırla dolu taraftaydım. Yardıma gelmiş diye "Gerek yok sen bekle." demedim büyüğün yanına yolladım. Bir yandan da kalabalıkta olmanın farkındalığıyla çekimserim. O yüzden biraz durmuştum ama buraya kadardı. Ben hasırlar düşmeden çekeriz sandım ama biraz gecikme ile düşmüşlerdi. En azından tezgah olan o plastiği doğru düzgün yerleştireceğiz derken çocukla alttaki birbirine bağlı olmayanlar düştü. O an sesli güldüm. Ve "Tek başına yaparken zordu şimdi üç kişiyken daha da zor oldu değil mi?" deyip çocuğu yoklarken düzeltip dizdik ve babamların geldiğini görüp onlara katılırken "Ne oldu, ne yapıyordun?" diye tuhaf tuhaf bakmışlardı. "Güçlü ve cesur çocuğa minik bir yardım takviyesi sağlamaya çalışıyordum." deyip giderken çocuğu unutmuştum. Bana "Eline sağlıııkk." diye biraz yüksekten yetişince ona dönüp gülümseyerek "Ne demek kolay gelsin." el sallayıp önüme döndüm. Çocukluktan olan o el sallama olayını çocuklara yapmayı çok seviyorum. Sonra "İçeride büyük biri vardı. Çocuğun halini görüp gelmedi. Çocuk için zordu yani, kör olan görür." deyip biraz sinirle
Duygu ve Düşünce