Hüzün Bahçesi
Puan vermedi·208 syf.··
2026 4. kitabı
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde öylece kalakalırsın. Bahçıvan Ölüm tam olarak böyle bir kitap. İnsanın içini sızlatan, okurken her anında tüylerini diken diken eden, çok başka bir havası var. Beni bu kitapta en çok vuran şey, hepimizin içten içe bildiği ama düşünmekten köşe bucak kaçtığı o büyük korku oldu: Büyüklerimizi, sevdiklerimizi bir gün kaybedebileceğimiz gerçeği. Kitap bu durumu o kadar net, o kadar yapaylıktan uzak bir şekilde yüzümüze çarpıyor ki, okurken "Evet, bu bir gün benim de başıma gelecek" diyorsun. Yazar bunu ajitasyon yapmadan, abartmadan, hayatın tam da içinden cümlelerle anlatmayı başarmış. Zaten kitabın adı da çok şey anlatıyor. Bir bahçıvan bitkileri nasıl sabırla büyütür, yaprakların dökülmesini nasıl hayatın bir parçası olarak görürse; bu kitap da insan ömrünün son demlerini öyle olgun bir dille anlatıyor. Ölümü korkunç bir canavar gibi değil, yaşamın kaçınılmaz bir durağı gibi önümüze koyuyor. Okurken insan ister istemez kendi ailesini, kendi anne babasını düşünüyor. Onlarla geçirdiğimiz zamanın ne kadar değerli olduğunu, akıp giden dakikaların geri gelmeyeceğini çok derinden hissediyorsun. Kitap seni sadece duygulandırmıyor, aslında sevdiklerine daha sıkı sarılman gerektiğini hatırlatıyor. Bahçıvan Ölüm, bittiğinde bile uzun süre aklından çıkmayacak, hayata ve sevdiklerine bakışını değiştirecek türden bir eser. Kalbinde o buruk sızıyı hissetmek bile sevdiklerimizin hala yanımızda olduğunu bilmenin şükrünü yaşatıyor insana.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 16. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 21:09
Aslında bu kitabı okuma hikayem biraz eğlenceli ve hareketli.Kendisi tam bir Ziya Gökalp hayranı olan oğlumun önerisiyle başladım bu yolculuğa.Fikirleri az çok biliyordum aslında ama yine de bu kadar yoğun bir okumaya tam hazır değildim,bana resmen ekstra bir beyin jimnastiği yaptırdı.Haliyle, evde oğlumla yaptığımız o meşhur fikir tartışmalarının aynısını sayfalar arasında yazarla da yaptık. Ne diyelim, evde ergen bir çocuğunuz varsa her fikre, her konuya açık olacaksınız. Gelelim kitaba; sosyoloji tarihimizin en önemli isimlerinden biri olan Gökalp, bu eserini iki ana bölüme ayırmış. İlk bölümde bizim kültürel ve tarihi kökenlerimizi incelerken; ikinci bölümde ise hukuktan aileye, dilden siyasete kadar kafasındaki toplum modelinin adeta tam bir programını çıkarıyor. Kitabı okurken kendimi bir inceleme yapıyor gibi değil de, karşımda gerçekten yazarın kendisi varmış derin bir fikir alışverişinde bulunuyormuşum gibi hissettim. Özellikle o meşhur Kültür ve Medeniyet ayrımını anlattığı sayfalarda yazarla net el sıkıştık. Batı'nın sadece bilimini, teknolojisini alıp; kendi zengin kültürel mirasımızı, ruhumuzu körü körüne bir taklitçiliğe kurban etmememiz gerektiğini öyle güzel savunuyor ki, o kısımlarda İşte tam olarak bu! dedim. Tabii bu uzun soluklu sohbetimiz her sayfada böyle tatlıya bağlanmadı; yazarla ciddi anlamda karşı karşıya geldiğimiz, kafamda onunla resmen zıtlaştığım yerler de oldu.Özellikle ikinci bölümdeki toplumsal düzen ve hukuk yapısı konusundaki bazı fikirleri benim dünyaya ve değerlere bakış açımla epey çelişti. Ama zaten bir fikir kitabını keyifli kılan da tam olarak bu değil midir? Sizi bazen onaylar, bazen de kendi düşüncelerinizi yeniden tartmaya zorlar. Benim için okuması son derece keyifli bir yolculuk oldu. Bence bu kitap, hem kendi
Türkçülüğün EsaslarıZiya Gökalp · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 20197,8bin okunma
Reklam
7/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 20:07
Büyük ümitlerle giydiği askeri üniformanın tüm hayatını esir alacağını asla tahmin etmemişti Giovanni Drogo. Bu ümidin boş yere harcanmış bir hayata dönüşünü farketmesi epey geç olmuştu Drogo' nun. Tatar Çölü' nün Bastiani Kalesi' nde ilk kez göreve başlayan genç subay burda uzun süre kalmayı asla düşünmemişti. Malesef herşey düşündüğümüz gibi gerçekleşmiyor ki bu durum Drogo içinde geçerli olacaktır. Genç subayın insanlığın sınır bölgesi kabul ettiği bu çölde yaşadığı süre boyunca kazandığı ve kaybettiği saygınlık, arkadaşları tarafından uğradığı ihanetler ve üstlerine olan güveni gibi birçok duygu ve düşüncelerini eserde net bir şekilde görebiliyoruz. Güzel akıcı bir kitaptı.
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,9bin okunma
Puan vermedi
Kitap Yorumu: Ihtilal 3 - Zerda / Binnur Şafak Nigiz Özet Herkes Zeliha ve Gurur'un ayrıldığını düşünmeliydi... çünkü bazı gerçeklerin ortaya çıkması gerekiyordu. Emsal'in Gurur'u psikolojik olarak yıkmak için kurduğu planlar, beklemediği bir anda Gurur'un zekâsıyla tersine döner ve tüm oyun onun üzerine patlar. Ama asıl kırılma noktası, Emsal'in maskesinin düşmesi değil; kendini iyi biri gibi gösterirken en büyük darbenin taptığı kızı Eylül'den gelmesi oldu. Eylül, bir gecede büyümek zorunda kaldı. Taşıması gereken gerçekler ağırdır... ve bu yüzleşmede yanında Eymen vardır. Emsal'in ardından gelen olaylar zincirinde en büyük yıkımı yaşayanlardan biri Yener oldu. Hayatı askerlik olan bir adam için, artık göreve devam edemeyeceği kararı verildi. Yener'in toparlanması kolay olmadı elbette. Bu süreçte Simge ile arasındaki bağ ve Alaşafak Timi'nin Yener için görevlerinden vazgeçme kararı, en gurur verici anlardan biriydi bence. Cenan ve Muşta arasında geçmişe dair konuşmalar ve yakınlaşmalar olsa da, ikisinin de hâlâ cevaplaması gereken çok şey var. Adnan ve Çolpan, Ecevit ve Ayça, Adnan ve Nihal, Mehtap ve Girdap... her bir ilişki, hem yakınlaşma hem de içsel çatışmalarla sınanmaya devam ediyor. Her birinin hikayesi için ayrıca merakla bekliyorum favım kesinlikle Adnan ve Çolpan / Ecevit ve Ayça • Yorum Betimlemesi yüksek bir seri olmasına rağmen bu kadar akıcı olması ve benim B12'm düşükken bile karakterleri, olayları bu kadar net hatırlayacak kadar bağımlı hale gelmem... gerçekten şaşırtıcı. Șu an 4. kitabı bitirdim ama 5'i bekleyecek sabrım yok. O yüzden 4'ü bile yavaş yavaş okuyorum ki bitmesin. Bu beni bağımlı yapar mı ?
İhtilal 3 - ZerdaBinnur Şafak Nigiz · Dokuz Yayınları · 2025397 okunma
Sarı Dayı: Acının Adaletle Hesaplaşması
9/10
·140 syf.·
2026 165. kitabı
Tuncer Sücü Sarı Dayı'nın Öyküsü’nü bitirdiğimde elimde kalan şey bir hikaye değil, ağırlığı tanımlanamayan bir boşluktu. O boşluk olayların değil, olaylardan sonra insanın içinde kalan şeylerin boşluğu. Sarı Dayı’yı anlamaya çalışırken karakteri anlatmaya değil, onun içinde durmaya yaklaşıyorum. Çünkü dışarıdan bakınca görünen şey net değil. Bir yönüyle sert, bir yönüyle geri çekilmiş, bir yönüyle de sürekli bir şeyin eşiğinde duran bir hali var. Bu üçü bir araya gelince karakter açıklanmıyor, daha çok hissediliyor. Onun davranışlarını neden sorusuna bağlamak kolay değil. Çünkü romanda her hareket bir gerekçeye değil, bir birikime dayanıyor. Bir olayın sonucu gibi değil, uzun süredir taşınan bir şeyin sızıntısı gibi ilerliyor. Bu yüzden Sarı Dayı’yı anlamak, bir olay örgüsünü çözmek gibi değil, bir yükün şeklini izlemek gibi. Dikkat çeken şeylerden biri de Sarı Dayı konuştuğunda bile asıl ağırlık konuşmada değil, konuşmanın etrafında kalıyor. Söylenen şeyden çok söylenmeyenler kalıyor. Bu da karakteri doğrudan anlatılabilir olmaktan çıkarıyor. Onu anlatmak yerine onunla birlikte kalmak gerekiyor. Adalet fikri onda bir düşünce olarak durmuyor. Bir yönelim gibi çalışıyor. Ne tamamlanıyor ne de bırakılıyor. Sadece sürüyor. Bu sürme hali karakteri ileri götürmüyor, yerinde tutuyor. Yerinde durmak da burada bir duruş değil, bir sıkışma. Roman boyunca Sarı Dayı’yı güçlü yapan şeyler listelenebilir değil. Zayıf olduğu yerler de aynı şekilde sayılabilir değil. Çünkü karakter net çizgilerle değil, düzensiz kırılmalarla kurulmuş. Bu yüzden onu bir yere yerleştirmeye çalışmak yerine, onun içinde oluşan gerilimi takip etmek daha doğru. Sarı Dayı’dan geriye kalan şey bir isim değil, bir durum. O durum da açıklanmıyor. Sadece kalıyor. ''Sarı Dayı’nın Öyküsü, büyük olayları büyütmekten
Sarı Dayı'nın ÖyküsüTuncer Sücü · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 2025363 okunma
10/10
·614 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 18:46
Kitap Yorumu : Lilith'in Gözyaşları 2 | Anna Tsintsadze Karakterler; Meira Shavit / Maria Rosenfeld Nam-ı değer "Albay Arnold Rosenfeld'in kızı, yeni SS birliğinin istihbarat ajanı, analisti ve ideolojik planlama stratejisyeni Maria Rosenfeld" • Uygar Karşah -Karaşah- Cumhuriyet Savcısı → Özet; Ilk kitabın sonunda Meira, Khalil sandığı kişinin aslında Khalil olmadığını öğrenmişti. Onu kaçıran kişi ise Ezra'dır. Mera'nın üçüncü uyanışında Ezra ile yaptığı bir anlaşma vardır; Uygar'ın öldürülmesi ve kaçmasına yardım edilmesi üzerine kurulan bir anlaşma ama şu anki Meira bunu hatırlamıyordur. Ezra onu, sahip olduğu her şeyi geri kazanabilmesi için ilk durak olan Eilat'a ve Shavit ailesinden geriye kalanların yanına götürür. Meira'nın Moshevilik yemini etmeyi reddetmesi ve ailesini öldürdüğü gerekçesiyle cezalandırılır. Tam uç ay boyunca devam eder. Bu süreçte Meira yavaş yavaş kaybettiği anılarını geri kazanmaya başlar. Ve hafızası yerine geldikçe bir şeyi daha net görür; Ezelden beri bedenleri düşman olsa da ruhunun en sadık olduğu kişinin Uygar olduğunu. Onun geleceğine ve onu kurtaracağına inanarak beklemeye başlar. Uygar ise kendisine yapılan ihanetlere ve karşısına çıkan her engele rağmen Meira'yı almaya gider. Bunun sonucunda ise açık bir savaş başlar.Ama bu kez Meira'nın tarafı bellidir. Artık durduğu yer Uygar'ın yanıdır. Yaşadığı kimlik karmaşası, geçmişinin ağırlığı ve yaptığı hataların yükü altında ezilirken hem Uygar'a hem de Mert'e kendisini kanıtlamaya çalışır. Fakat bunun bedeli sandığından çok daha ağır olacaktır... Yorum; Ilk kitap boyunca bize; kurban gibi görünen bir Meira anlattı yazar. kuzu postundaki Meira. Sn Çünkü anlıyoruz ki hikâyenin gerçek kuzusu Meira degil, Uygar'mış. Bize hem magdurun hem failin aynı kişi olabileceğini gösterdi. Mera'nın
Lilith'in Gözyaşları IIAnna Tsintsadze · Lapis Kitap · 2025231 okunma
Reklam
Reklam