10/10
·170 syf.··
2026 91. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 10:09
Orhan Veli'yi bu kitapta büyük bir şair olarak değil, bir insan olarak görüyoruz beklediğimizin dışında belki de. Mektuplarda yer yer Nahit hanımın kaprislerini, Orhan Veli'nin kıskançlıklarını, kırgınlıklarını ve sabırsızlığını görmek mümkün. Özellikle Nahit Hanım'la olan yazışmalarda aynı konuların tekrar tekrar gündeme gelmesi, ilişkinin iniş çıkışlarını oldukça net anlatıyor. Bir diğer dikkat çekici nokta ise maddi sıkıntıları. Sürekli para darlığıyla uğraşan, iş ve geçim derdi yaşayan bir Orhan Veli var karşımızda. Bu yönüyle kitap, şairin hayatının ne kadar zor şartlarda geçtiğini de gösteriyor. Bir ayakkabı, palto ve posta parası derdinin varlığı gerçekten üzücü. Mektupların en sevdiğim tarafı kusursuz olmamalarıydı. Bazen tekrar ediyor, bazen sitem ediyor, bazen de çok sıradan şeylerden bahsediyor. Tam da bu yüzden samimi geliyor. Şairden çok, sevdiği kadına ulaşmaya çalışan bir insanı adeta yaşıyorsunuz. Bir de kitap sonunda öğrendiğimiz ölüm şekli var ki kahır resmen.
Yalnız Seni ArıyorumOrhan Veli Kanık · Yapı Kredi Yayınları · 20245,1bin okunma
Spoiler içerir
Puan vermedi·440 syf.··
2026 1. kitabı
Spoiler içerir. Yazarın söyleşisine katıldığım gün salonda yer bulamadığım için rahatsız olmamdan dolayı yalnızca ayakta 10 dakikasını dinleyebildim. Bu kısa bölümde yazar, geçmişte töre cinayetleri olarak adlandırılan birçok olayın bugün "balkondan düşme" gibi ifadelere dönüştüğünü , kadınların şiddet ve baskıyla karşı karşıya kaldığını anlattı. Eskiden ekonomik olarak ayakta kalabilmek ve hayatlarını idame ettirebilmek için kadınların çoğu zaman çeşitli zorluklarla mücadele etmek zorunda kaldığını, sevgisiz evlilikler yaptığını vurguladı. Ardından, süresiz nafaka uygulamasının kaldırılmasını kadınlar açısından önemli bir hak kaybı olarak değerlendirdi. Burada dikkat çekici bir çelişki bulunduğunu düşündüm. Eğer toplum, gerçekten erkek egemen bir yapı üzerine kurulmuşsa ve erkekler sistematik olarak avantajlı konumdaysa, boşanma sonrasında süresiz ekonomik sorumluluğun büyük ölçüde erkeklere yüklenmesi bununla nasıl bağdaştırılabilir? Bu benim kafamı karıştırdı. Toplumda gerçekten güçlü olma rolü erkeğe mi, kadına mı verildi? Eserde yaklaşık otuz yıl boyunca evli bir adamla metres ilişkisi yaşayan, sevildiğini hissetse de aşağılanan, hiçbir zaman seçilmeyen ve hep ikinci sırada kalan bir kadın, Şehnaz yer alıyor. Övgü sözlerinde bile ismini zikretmeyen narsist bir profesörü hastalık derecesinde seven Şehnaz, zamanla kendisini sömüren bu ilişkinin bir parçası haline gelirken, sanki sevdiği kişiden çok kendi köleliğine, ezikliğine ve vazgeçemeyişine bağlanmış görünüyor. Aynı şekilde Şehnazın annesi de bağlandığı ancak birlikte olamadığı gizli kalmış ve travması olan ilişkisini bilincinde unutsa da bilinçaltında uyurgezer olarak dışavuruyor. Zaten hepimiz, ebeveynlerimizin beğenmediğimiz özelliklerini zamanla göstermiyor muyuz? Feminist bir bakış açısına sahip olan yazar
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20267,2bin okunma
Reklam
Frankenstein: Canavar Kimdi?
Puan vermedi·267 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 15:43
Mary Shelley'nin Frankenstein'ını bitirdiğimde elimde bir korku romanından çok daha fazlası kalmıştı. Kitabı okumadan önce Frankenstein'ın canavarın adı olduğunu sanıyordum. Oysa Frankenstein yaratıcıydı; canavarın ise bir adı bile yoktu. Roman bittiğinde bunun nedenini daha iyi anladım. Yaratığın adsız oluşu, onun toplumdaki yerini de özetliyordu. Bir adı, ailesi, geçmişi ya da ait olduğu bir topluluk yoktu. Dünyaya gelir gelmez dışlanmıştı. Bu yüzden roman boyunca ona "canavar" demek giderek zorlaştı. Onun öfkesi ve işlediği suçlar ne kadar korkunç olursa olsun, altında yatan yalnızlığı ve kabul görme arzusunu görmemek mümkün değildi. Roman boyunca en çok yaratığın iç dünyasıyla ilgilendim. Özellikle De Lacey ailesini uzaktan izlediği bölümlerde, onun insanlığa duyduğu umudu hissettim. Kör babanın onu görünüşünden bağımsız olarak dinlemesi, hikâyenin en dokunaklı anlarından biriydi. Ailenin onu kabul etmesi halinde neler olabileceğini düşünmeden edemedim. Belki de yaratığın kaderi tamamen değişecekti. Fakat Mary Shelley, birkaç dakikalık merhametin eksikliğinin nasıl büyük bir trajediye dönüşebileceğini gösteriyor. Victor Frankenstein ise benim gözümde bir kahramandan çok bir anti-kahraman olarak kaldı. Onu kötü yapan şey yaratığı meydana getirmesi değil, yarattığı şeyin sorumluluğunu üstlenememesiydi. Bilimin sınırlarını aşmaya çalışırken kibre kapılıyor, fakat sonuçlarıyla yüzleşemiyor. Yaratığı canlandırdığı anda ondan kaçması, romanın geri kalanında yaşanacak felaketlerin de başlangıcı oluyor. Özellikle düğün gecesi sahnesinde Victor'a öfkelendim. Canavarın asıl amacının onu öldürmek değil, ona acı çektirmek olduğunu anlaması gerekirdi. Daha önce sevdiği insanları hedef almış birinin yine aynı yöntemi izleyeceğini görememesi, onun körlüğünün son örneğiydi. Bunun
Frankenstein ya da Modern PrometheusMary Shelley · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202021,8bin okunma
Puan vermedi·125 syf.··
2026 59. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 01:03
Merhaba! Orhan Kemal’in 1968 yılında kaleme aldığı Tersine Dünya, Türk edebiyatında eşine az rastlanır bir sosyo-politik hiciv ve kara mizah örneğidir. Yazar, alışılagelmiş toplumsal gerçekçi çizgisinin dışına çıkmadan, edebiyat dünyasında sıklıkla karşımıza çıkan "distopya" veya "alternatif evren" modelini muazzam bir yerli üslupla harmanlar. Romanın en güçlü yönü, okuyucunun zihnine doğrudan bir empati bombası bırakmasıdır. Ataerkil sistemin kadın kimliği üzerine yıktığı tüm mülkiyetçi, baskıcı ve şiddet eğilimli rolleri alan kadınlar, sistemin ne kadar absürt ve sürdürülemez olduğunu adeta gözler önüne serer. Eser, sadece bir "kadın-erkek rol değişimi" hikayesi değildir; Orhan Kemal’in alametifarikası olan sınıfsal eleştiri burada da kendini sert bir şekilde gösterir. Gücü elinde tutan cinsiyet (kadınlar), tütün fabrikalarında ağır işçi olarak çalışırken ya da pavyonlarda paralarını ezerken; ekonomik bağımsızlığı olmayan cinsiyet (erkekler) ev içinde görünmez bir emeğe mahkum edilir. Süleyman’ın, karısı hapisteyken namusuyla iş arayıp bulamaması, sistemin ekonomik gücü elinde tutana her türlü ahlaki esnekliği sağladığını, zayıf olanı ise ahlak kuralları ve mahalle baskısıyla nasıl köşeye sıkıştırdığını kanıtlar. Bu yönüyle roman, "Ahlak ve namus, ekonomik olarak güçlü olanın zayıf olanı yönetmek için uydurduğu bir maskedir" tezini savunur. Orhan Kemal’in sokak diline olan hakimiyeti bu romanda zirve noktalarından birine ulaşır. İstanbul’un kenar mahalle argosu, kabadayı jargonları ve racon kesme ritüelleri kadın karakterlerin ağzına o kadar doğal yerleştirilmiştir ki, yaratılan dünya absürt olmasına rağmen okuyucuya son derece tanıdık ve organik gelir. Orhan Kemal, rolleri değiştirirken sadece isimleri veya kıyafetleri değiştirmez; söylemi ve dili de tersyüz
1000Kitap
Tersine DünyaOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20214,105 okunma
10/10
·280 syf.··
2026 28. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 00:28
Gülseren Budayıcıoğlu’nun gerçekten çok sıkı bir takipçisiyim, neredeyse bütün kitaplarını satır satır okudum. Şöyle bir bakınca kitaplığımda okumadığım sadece tek iki kitabı kalmış, onun dışındaki her eserini çok beğenerek bitirdim. Kendisini yazar olarak da çok seviyorum, kalemi bende her zaman çok ayrı bir yerdedir. Bu son kitabı da o kadar çok güzeldi ki, hemen bitmesin diye resmen bilerek çok yavaş yavaş, sindire sindire okudum. Aslında kitap alışık olduğumuz o roman tarzında değil, bir röportaj ve söyleşi şeklinde ilerliyor. Ama buna rağmen acayip akıcı bir dili ve anlatımı var. İnsanı hiç sıkmıyor, tam tersi sanki Gülseren Hanım’la karşılıklı oturmuşuz da sohbet ediyormuşuz gibi bir havası var. Konusu ise sadece o bildiğimiz "anlaşılmak" meselesiyle sınırlı değil; hayatın tam kalbindeki şeylere değiniyor. Aşkı, ilişkileri, o hepimizin içinde taşıdığı o anlamsız boşluk hissini o kadar güzel anlatmış ki... Bir de en önemlisi, yine o çocukluk mevzusu var. Bugün ilişkilerde yaşadığımız sorunların, içimizdeki o boşlukların aslında çocukluğumuzla ne kadar bağlantılı olduğunu çok net görüyorsunuz. Üstelik Gülseren Hanım bu sefer sadece başkalarını anlatmamış; kendi hayatından, kendi çocukluğundan ve yaşamından da çok güzel noktalara değinmiş. Onun kendi geçmişini, kendi anılarını okumak kitaba çok daha samimi ve sıcak bir hava katmış. Söyleşi tarzında olmasına rağmen içinde o kadar güzel, o kadar faydalı bilgiler veriyor ki okurken bir sürü şey öğreniyorsunuz. Gülseren Hanım’ın zaten o samimi anlatımını ve seçtiği konuları her zaman çok beğenmişimdir, bu kitapta da yine döktürmüş diyebilirim. Konusuyla, akıcılığıyla ve yazarın kendi hayatından verdiği o içten örneklerle ben her satırını çok severek okudum. Herkese de gönül rahatlığıyla tavsiye ederim, okurken insana
1000Kitap
Anlaşılmak ŞifadırGülseren Budayıcıoğlu · Doğan Kitap · 202632 okunma
Ali ve Nino
9/10
·216 syf.··
2026 14. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 04:23
"Ali ve Nino" 20.yüzyıl başındaki Güney Kafkasya'yı özellikle Bakü'de patlak veren dönemin dönüm noktası dediğimiz olaylarını okuyucu zevkle okuyup anlayacağı dilden anlatan nadir kitaplardandır. Kitapta sadece iki farklı din, dil ve ırkdan olan ama aynı topraklarda büyüyen çiftin "Binbir Gece Masalları"nı anlatan aşk hikayesinin yanı sıra aynı zamansa o dönemde yaşayan farklı sınıflardan olan Azerbaycan türkü, Dağıstanlı, İranlı, Gürcü, Rus ve Ermeni milletlerinin dünyaya bakışını, günlük hayatı tüm bunlarla beraber 1.dünya harbinin getirdiği felaketlere karşın bir birine âşkla bağlanan çiftin farklı topraklarda sürdürdüğü mutlu olma çabasını kendi özgü yazım biçimiyle yazmaktadır. Edebiyatın "Lawrence" ı olan Hayelet Yazar Kurban Said bir tarih veya sosyal tarih kitabı yazmamıştır elbette, bazı kısımlarda tarihi uyuşmazlıklar göze çarpmakta, sosyal yapı gerçekten böyle miydi? diye düşündürmrktedir fakat bir çok tarihi ve sosyoloji benzerliği bir aşk romanı olduğu için birebir net kesinlikle aktarmasa da çoğu tarihi olayın doğruluğu ve o dönemin gündelik sosyal düşünce ve yaşamı kanıtlanabilir. Kitabı sadece bir sevgi romanı diye okumamalı o dönem atmosferini en iyi şekilde aktaran kitaplardan sayılan bu eseri dikkatle ve özenle olaylar takibi yapılarak okunması gerektiğini düşünüyorum. Bazı tarihi isimlerin gerçek bazıları ise benzer adamlara ait olan bu kitap toplumun üst sınıfı dediğimiz kısmın yaşadığı âşk'ı olabildiğince o dönemin Batı ve Doğu arasında sıkışıp kalmış petrol zengini Baküde fêvkalade güzel bir üslupta anlatmaktadır.
Ali ve NinoKurban Said · Elhamra Yayınları · 20183,280 okunma
Reklam
Reklam