17 Haziran'da büyük tantanayla duyurulan "İslamabad Mutabakatı", müttefiki İsrail’i dizginleyemeyen ABD (Trump) ile bölgedeki asimetrik kaldıraçlarını kaybetmek istemeyen İran arasında sadece 48 saat içinde unufak oldu. Trump daha dün sosyal medyada "Dünyanın gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Petrol aksın" diye zafer çığlıkları atıyordu. Ancak küresel piyasalara pompalanan bu sahte iyimserlik, Devrim Muhafızları’nın telsizlerinden yükselen o sert kapatma anonsuyla duvara tosladı. Hürmüz’ün yeniden kilitlenmesi, küresel enerji koridorunda risk primini anında tavan yaptıracaktır. Trump'ın siyasi meşruiyetini üzerine kurduğu "Borsa rekorları ve düşük petrol" argümanı, İsrail’in Lübnan’daki ateşkes ihlali ve İran’ın bu misillemesiyle ağır bir darbe aldı. İran, New York Post'un da doğruladığı üzere, Lübnan’da kalıcı ve tam bir ateşkes sağlanmadığı sürece ABD ile İsviçre'de yapacağı barış görüşmelerini askıya aldı ve masadan kalktı. Tahran, elindeki en büyük kozu (Hürmüz Boğazı'nı) masaya sürerek Washington’a net bir mesaj veriyor: "Sen içeride 'İran'ı bitirdim, 10 sent bile vermeyeceğim' diye şov yaparken, senin şımarık müttefikin Lübnan’da bizim vekil güçlerimizi (Hizbullah'ı) vurmaya devam edemez. Eğer benimle anlaşmak istiyorsan, İsrail’i de bölgedeki kendi askeri varlığını da geri çekeceksiniz." İran’ın Hürmüz’ü kapatıp ticari gemileri açıkça hedef alacağını ilan etmesinin ardından, İsrail’in ABD üzerinden anında "100 noktayı vurduk ama bu sadece 4 askerimizin intikamıydı, saldırıları donduruyoruz" mesajı göndermesi son derece kritik bir virajdır. Netanyahu ve ekibi, Trump’ı ne kadar provoke etmek isterlerse istesinler, Hürmüz’ün kapanmasının küresel ekonomide yaratacağı sarsıntının ve Trump’ın gazabının doğrudan kendi üzerlerine kalacağını gördüler. Bu
1000Kitap
Klasik dönemde ambargo, "Ben seninle ticaret yapmıyorum" demekti. Yeni formatta ise ABD, Mayıs 2026'da çıkardığı 14404 sayılı Başkanlık Kararnamesi ile "üçüncü tarafları" hedef alıyor. Yani sadece kendisi Küba ile ticareti kesmiyor; Meksika, Hindistan veya Avrupa'daki herhangi bir şirketin ya da bankanın Küba ile iş yapmasını da engelliyor. İş yapanı kendi finansal sisteminden (SWIFT, dolar piyasası) dışlamakla tehdit ediyor. Bu, coğrafi sınırları aşan tam bir "finansal ablukaya" dönüşmüş durumda. Eskiden Sovyetler kendi devasa kaynaklarıyla müttefiklerini besleyebiliyordu. Bugün ise Küba'nın can damarı olan enerji lojistiği doğrudan hedef alınıyor. 2026 başındaki Venezuela müdahalesinin ardından Küba petrolsüz kaldı. Hemen ardından ABD, Küba'ya petrol taşıyan tanker şirketlerini (Meksikalı Pemex dahil) yakın markaja alarak ve gümrük tarifesi tehditleri savurarak adaya giren enerjiyi fiziksel olarak kesti. Elektrik kesintilerinin günde 20 saati bulması, bu yeni nesil lojistik ablukanın doğrudan bir sonucu. Yeni format, ülkeyi toptan kör bir karanlığa gömmek yerine, rejimi ayakta tutan spesifik finans damarlarını kurutmaya odaklanıyor. Örneğin: Küba'nın en büyük döviz kaynaklarından biri olan yabancı ülkelere gönderdiği "Sağlık Misyonları" (doktor programları) üzerinde muazzam bir diplomatik baskı kuruldu ve Orta Amerika ülkeleri bu programları iptal etmeye zorlandı. Ordunun ve devlet kurumlarının kontrolündeki holdingler (GAESA gibi) tamamen kara listeye alınarak, dışarıdan gelecek sermayenin sadece "özel sektöre ve sivillere" gitmesi şartı koşuluyor. Sovyetler Birliği döneminde kapitalist dünyanın uyguladığı ambargolar, bloklar arası net bir sınırla yürütülüyordu ve Sovyet koruması altındaki ülkeler bir şekilde nefes alabiliyordu. Bugün uygulanan "yeni format" ise
Siyaset
Reklam
Yarın YKS ye girecek gençler aranızda çok emek verenler olduğunu ve son ana bırakanlar olduğunu biliyorum son durumda yapılacak en iyi şey çok çalışanlara ve güvenenlere başarılar.Benim gibi işleri son ana bırakanlara da çıkmış sorulara bakın bir iki net o tiplerden yakalamaya çalışın herkese başarılar. Ertelemenin bedeli ağır olur maalesef ama yine de son ana gelmeden çalışamayanlar vardır Allah yardım etsin herkese.
Saçmalamalar
Haziran artık benim için bir kutlamadan çok, sessiz bir yoklama gibi. Her yıl aynı gün gelip kapımı çalıyor. Ben de oturup sayıyorum; gelenleri değil, eksilenleri. Telefonun ucundaki sesleri dinlerken, söyledikleri iyi dileklerden çok seslerinin kendisine kulak kesiliyorum. Çünkü bazı seslerin bir sonraki yaza kadar uzanıp uzanamayacağını bilmiyorum. İnsan yaş aldıkça doğum günleri büyümüyor galiba; daralıyor. Eskiden geleceğe açılan bir pencere gibiyken, şimdi geriye doğru uzayan bir koridoru andırıyor. Her kapının ardında bir anı, her anının içinde de biraz kayıp duruyor. İnsanlar kutluyor. Gülümsüyorum. Teşekkür ediyorum. Ama içimde, hediyesini çoktan vermiş bir hüznün ağırlığı var. Çünkü sevildiğime inanmakta zorlandığım zamanlar oluyor. O gün gelen ilginin ne kadarının bana, ne kadarının takvime ait olduğunu ayırt edemiyorum. Hayatımda omzuma yaslayabildiğim bir huzur var. Ama yine de tarif etmesi güç bir eksiklik dolaşıyor içimde. Sanki uzun zamandır çıkılmış bir yolculuğun ortasında durmuşum da, nereye vardığımı soranlara net bir cevap veremiyormuşum gibi. Bu yüzden her Haziranda mumlar değil, düşünceler çoğalıyor. Bir yıl daha yaşadığımı değil; bir yılın daha geçtiğini hissediyorum. Ve bazen gün dediğimiz şey, insanın dünyaya gelişini kutlamaktan çok, hayatından sessizce geçen zamanı fark ettiği bir gün oluyor.
1. "En Güçlü Lider" Komedisi: "Tarihçi" Sandığı Adam Caddi Çıktı! Trump’ın Truth Social’da büyük bir ciddiyetle paylaştığı ve kendisini Attila, Cengiz Han ve Hitler’den daha güçlü gösteren o metnin arkasındaki "trajikomik" gerçek, Trump dünyasındaki algı yönetiminin ne kadar sığ olduğunun kanıtıdır. Gerçek Ne? Kitapta ifşa edildiğine göre, Trump’ın "Cumhurbaşkanlığı Tarihçisi" sandığı Dave King, aslında bir tarih profesörü falan değil; ünlü golfçü Gary Player’ın eski caddisi (golf sopası taşıyıcısı) ve yakın adamıdır. Herhangi bir üniversite mezuniyeti bile yoktur. Mekanizma Nasıl İşliyor? Bir golf seansı sırasında caddinin Trump’a yaranmak için "Efendim siz teknoloji ve küresel ekonomik güç (ambargolar/tarifeler) sayesinde Hitler’den de Cengiz Han’dan da güçlüsünüz, gelmiş geçmiş en güçlü insansınız" diye yazdığı iki sayfalık övgü mektubu, Trump’ın dünyasında "bilimsel bir tarihi gerçek" muamelesi görüyor. Trump, kendi narsisizmini besleyen her şeyi, arkasını hiç araştırmadan "büyük vizyon" diye kitlelere satıyor. 2. Netanyahu’ya "Sahtekar" Demek ve Masadaki U Dönüşü Kitabın asıl jeopolitik bombası, Trump’ın Netanyahu’ya yönelik o gizli nefretinin ve iki yüzlülüğünün belgelenmesidir. "Sahtekar" (Chiseler) İtirafı: Kitaba göre Trump, ikinci döneminin ilk 14 ayında net bir şekilde İran’la büyük bir savaşa girmekten ve İsrail’in fantezilerine ortak olmaktan kaçınmış. Hatta arkasından Netanyahu için açıkça "sahtekar" ifadesini kullanmış. Şubat Ayındaki Kırılma: Ancak Şubat ayında Beyaz Saray’daki o meşhur toplantıda, Netanyahu ve lobiler Trump’ın önüne öyle bir istihbarat, şantaj ya da "sermaye baskısı" koymuşlar ki, Trump o toplantıdan sonra çark edip İsrail’e destek vermek zorunda kalmış. Dün Kanal 14’e çıkıp "Netanyahu ile ilişkimiz mükemmel" tiyatrosu oynayan
1000Kitap
KISA KISA KİTABIMDAN ALINTILAR... SÜLEYMANİYE VAKFI'NIN YATSI NAMAZI VAKTİNİN SONU İLE İLGİLİ GÖRÜŞÜ HAKKINDA Bir kişi veya ekolün önemli bir konudaki yoğun uygulanan büyük bir yanlışa dikkat çekip isabetli olması (imsak meselesi) bütün meselelerde isabet ettiği ve uyulması gerektiği şeklinde algılanmamalıdır. "Falan ayeti herkes yanlış anladı ben doğru anladım ve herkes yanlıştadır" şeklindeki çıkışlara da itidalli yaklaşmalıyız. İsra suresi ve Hud suresindeki namaz vakitlerinin çok çok net olmadığı ve tefsirlerde çok sayıda farklı yorumların olduğu herkesin malumu ve kabulüdür. Sayın Bayındır'ın dediği kadar bir kesinlik olsaydı böylesi bir yanlış, böylesi yoğun kabul ve uygulama ile hayat bulamazdı diye düşünüyorum. Allah saatler vererek namaz vakitlerini keskin şekilde belirtmemişse bu işi bu kadar büyütmemeli diyorum. Süleymaniye Vakfı imsakiyelerinde yatsı sonu diye (dar bir aralık) saat belirtip ümmeti huzursuz etmeyi uygun bulmuyor ve mevcut genel uygulamayı kabul ediyorum. İmsak meselesi bir kesimce (ben dahil) tartışmasız doğru kabul edilip tereddütsüz uygulanırken, imsak konusunda vakfı haklı görenler cenahında, yatsı konusunda aynı konsensüsün olmadığını tahmin ediyorum. Bahse konu imsakiyelerin “yatsı namazı sonu” kısmı olmadan basılmasını daha isabetli buluyorum. METİN SEVİL, Kısa Kısa - Sosyal Medya Tadında, Sayfa: 53
Reklam
Reklam