Bazı kitaplar vardır, bittiğinde öylece kalakalırsın. Bahçıvan Ölüm tam olarak böyle bir kitap. İnsanın içini sızlatan, okurken her anında tüylerini diken diken eden, çok başka bir havası var.
Beni bu kitapta en çok vuran şey, hepimizin içten içe bildiği ama düşünmekten köşe bucak kaçtığı o büyük korku oldu: Büyüklerimizi, sevdiklerimizi bir gün kaybedebileceğimiz gerçeği. Kitap bu durumu o kadar net, o kadar yapaylıktan uzak bir şekilde yüzümüze çarpıyor ki, okurken "Evet, bu bir gün benim de başıma gelecek" diyorsun. Yazar bunu ajitasyon yapmadan, abartmadan, hayatın tam da içinden cümlelerle anlatmayı başarmış.
Zaten kitabın adı da çok şey anlatıyor. Bir bahçıvan bitkileri nasıl sabırla büyütür, yaprakların dökülmesini nasıl hayatın bir parçası olarak görürse; bu kitap da insan ömrünün son demlerini öyle olgun bir dille anlatıyor. Ölümü korkunç bir canavar gibi değil, yaşamın kaçınılmaz bir durağı gibi önümüze koyuyor.
Okurken insan ister istemez kendi ailesini, kendi anne babasını düşünüyor. Onlarla geçirdiğimiz zamanın ne kadar değerli olduğunu, akıp giden dakikaların geri gelmeyeceğini çok derinden hissediyorsun. Kitap seni sadece duygulandırmıyor, aslında sevdiklerine daha sıkı sarılman gerektiğini hatırlatıyor.
Bahçıvan Ölüm, bittiğinde bile uzun süre aklından çıkmayacak, hayata ve sevdiklerine bakışını değiştirecek türden bir eser. Kalbinde o buruk sızıyı hissetmek bile sevdiklerimizin hala yanımızda olduğunu bilmenin şükrünü yaşatıyor insana.