Cesaret ve genel olarak askerî erdemler, tüm zamanlarda var oluşlarını, büyük ölçüde erkeklerin kadınlar tarafından hayran olunma arzusuna borçludur. Bu dürtü, üstün niteliklerin bu tek bir sınıfının epey ötesine geçer; çünkü konumlarının çok doğal bir etkisi sebebiyle, kadınların hayranlığı ve teveccühüne yönelik en iyi yol, erkekler tarafından daima yüksek değerde görülmüştür. Kadınlar tarafından böylece uygulanan ahlaki nüfuzun iki türünün bileşiminden Şövalyelik ruhu doğdu. Bunun ayırt edici özelliği, savaş ile ilgili niteliklerin en yüksek ölçütünü, erdemlerin tamamen farklı bir sınıfıyla birleştirme amacıdır; yani, genel olarak askerî olmayan ve savunmasız durumdaki sınıflara yönelik nezaket, cömertlik ve özveri ile ilgili erdemler ile kadınlara yönelik özel bir tevazu ve hayranlıktan bahsediyorum. Sadece kadınlar, diğer savunmasız sınıflardan farklı olarak, bağımlılıklarını gasp etmekten ziyade, beğenilerini kazanmaya çabalamış olanlara gönüllü olarak bahşedebilecekleri yüksek ödüllere sahiptir. Şövalyelik, maalesef uygulama olarak kuramsal ölçütünün altına düşmüş olsa da yine de ırkımızın ahlaki tarihinin en değerli anıtlarından biri olarak kalmaya devam etmektedir. En örgütsüz ve dengesiz bir toplum tarafından sosyal durumunun ve kurumlarının hayli ilerisinde olan ahlaki bir idealin öne çıkarılıp uygulamaya konması, düzenli ve örgütlü bir çabanın dikkate değer bir örneğidir; öyle ki bu ruh, asıl hedefinde tamamen boşa çıkmış, ancak yine de asla bütünüyle verimsiz olmamış ve tüm izleyen çağların duygu ve düşünceleri üzerinde son derece akla yatkın ve büyük oranda değerli bir etki bırakmıştır.
Şövalyelik ideali, kadınların düşüncelerinin insanlığın ahlaki gelişimi üzerindeki nüfuzunun doruğudur. Şayet kadınlar, bağımlı konumlarında kalmaya devam edeceklerse