"il n'y a pas de hors-texte"
Metnin dışı yoktur. Ya da metnin dışında hiçbir şey yoktur. Veyahut hiçbir metin beyaz değildir. Hangi çevirisi makul geliyorsa gelsin, Derrida'yı anladığımı hissettiğim saadetlerdeyim.
Önce teleolojik bir kozmos ile, ardından algılarımızla, sonra dille ve dolayısıyla metinle sınırlanma. İnsan bir sınırının olduğunun farkında, ama bu sınır ne, onu bulabilmiş değil gibi.
Kim tarafından ve niye sınırlandırılır insan? Tanrı, doğa, devlet, insan-lık ya da bizatihi kendisi ile mi? İnsan, düşündükleri, yapabildiklerini kısıtladığı/sınırlandırdığı için acı çekiyor sanki. Ve bence sınır, öteyi hayal etmekten vazgeçemeyen insan aklı.
Aklın sınırlı olması ya da sınırlandırması artık aşağılayıcı gelmiyor bana. Dilde, algıda yahut evrende şimdilik hapsolalım, nasılsa akıl onları bünyesine katarak aşacak ve kendine yeni, hiç beklenmedik bir sınır bulacak.