Şahîne Bekir Soreklî
Şahînê Bekir Soreklî (D. 1946) Kendinizden, okuma ve yazma dünyanızdan biraz bize söz eder misiniz? Ben 1946'da Küçük Güney'in (Suriye'de Kürtlerin yaşadığı bölge) Mezrē kasabasında doğdum. Babam M. Eli Soreklî, Birinci Dünya Savaşı sırasında Siverek'in bir köyünden Mezrê'ye göç etmiş, Mezrēli olan annem Neyla Bozanē Ebrûş'la evlenmiş. Yedi yaşındayken Arapça öğrenmek için Kobanî'de ilk öğrenimime başladım. Sekiz yıllık ilk öğrenimden sonra Halep'e gittim, orada orta öğrenime başladım ve 1965'te de liseyi bitirdim. Aynı yıl Viyana'ya gittim. Viyana, Graz ve Nunchen'de Almanca ve ardından da ekonomi okudum, 1968'e dek. Fakat maddi ve bazı başka etkenlerden dolayı 1968'in sonlarında Avustralya'ya geldim ve o günden beri de Sidney'de yaşıyorum. İlk başlarda tranvaylarda makinistlik yaptım, ardından yeniden üniversiteye dönme kararı aldım. Üniversiteyi okuduğum yıllarda maddi nedenlerden dolayı gece taksi şöförlüğü yaptım. 1977'nin sonlarında sanat alanında yüksek okul diplomamı aldım. Aldığım derslerin çoğunluğu İngiliz dili, Alman dili, bilim ve pedagoji üzerineydi. Okul bittikten sonra dil alanında danışmanlık ve öğretmenlik yapmaya başladım, hâlâ da bu görevi sürdürüyorum. Kürt siyaseti açısından bakıldığında ise, ben Avustralya'ya gelinceye dek Suriye'deki Kürt partisinin üyesiydim. Avusturya'da okuduğum yıllarda da komünist gruplar içinde çalışmalar yürüttüm, şimdi ise Avustralya Labor Partisi'ne üyeyim. Aynı zamanda Avustralya PEN, Öğretmenler Federerasyonu ve Radyo Gazetecileri Sendikası'na üyeyim. Avustralya'daki Kürt Derneği'nin 1979'dan 1983'e kadar başkanlığını yürüttüm. Uzun süre de Avustralya'da yayın yapan FM Radyosu'nda yayınlanan haftalık bir programı sundum. Eylül 1985'ten bu yana da haftada yarım saat Kürtçe yayın yapan Radyo 2 EA'nin Kürtçe
Sayfa 380 - 381 - İthaki Yayınları
Arka kapak yazısıdır
Nice yaşamlar vardır ki rengi siyahtır ya da gridir. Nice yaşamlar vardır ki beyaz iken grileşir ya da siyaha döner. Nice yaşamlar vardır ki çaresiz naçar kalmış bireylerden oluşur. Bir el uzatılmasını beklerler öyle sessizce. Nice yaşamlar vardır ki hep maviyi, beyazı, pembeyi ararlar lakin gördükleri hep fludur. Yaşamın hangi yola gideceğini kişinin iradesi tayin ederken ayakları, elleri parçalanmasın diye korundukça o ayakları, elleri yaralanır, paralanır. En çok yara alan kalbidir, diğer yaralar geçer gider... Kötülüklerden korunmak için çabalar durur; yollar hep çakıllı, hep taşlıdır. Kimileri de bilmez başkalarının kendi yaşamından çaldığını; asıl yaşamının bu olmadığını bilmeden kaderimmiş, deyip yaşar gider. İnsanlığın utanç anlarında kendini bulmaya çalışan bireyler... Bari evladım kurtulsun, diye çaba gösteren o insanlar bir uçurumun kenarında dolaşır dururlar biçare... Umut ederler, beklerler; renkleri hep gri, siyah olsa da herkesin içinde bir gökkuşağı yelpazesi vardır. Sönmesin o renkler, hep canlı kalsın... Her yaşam bir imtihan, bir umuda yakarış. Her yaşam örnek ya da ibret. Ne yaşarsak yaşayalım, çocuklarımızın geleceğini aydınlık renklerle döşeyebilmeliyiz. (Tanıtım Bülteninden)
Artı Farna·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Neyla
“ HAYATIMIN DÖNÜM NOKTASI O GECE... Babam gündüzleri eskicilik, hamallık yaparken geceleri ağabeyimi de yanına alıp sabahlara kadar diğer mesleklerini icra ederlerdi. Bir gece evimizin önünde bağırışlar ve feryatlar ile uyandık annemle ikimiz. Son duyduğumuz silah sesiydi bakamadık dışarıya, ardından tüm mahallelinin sesi ve polis aracının siren sesinden dışarının bir anda kalabalık olduğunu anlamıştık. Kapımız çalındı annem ve ben kapıyı açtığımızda iki polis memuru karşımızdaydı. - Hanımefendi rahatsız ettik dışarıdaki kalabalıktan gördüğünüz gibi eşiniz sandığımız kişi maalesef öldürülmüş. Bizimle eşinizi teşhis için dışarıya kadar gelir misiniz? Ben ve annem polisler eşliğinde dışarı çıktık ve evet yerdeki ceset babamdı. Annem hiçbir tepki vermedi sadece sanki kurtulmuş olduğuna dair bir ifade vardı yüzünde ki bu sessizliği polis memurunun sesi bozdu - Hanımefendi yerdeki yatan sizin eşiniz mi? - Evet memur bey eşimdir - Peki oğlunuz evde mi? - Hayır gelmedi henüz eve - Tamam teşekkür ederiz. O geceyi karakolda geçiren annem ve ben sabaha kadar sorguya alındık hiç bilmediğimiz konularla ilgili. Zira o gece iki kişi daha öldürülmüştü. Bu olaylarda babamın ve ağabeyimin de içinde olduğundan şüpheleri dolayısıyla bizi bir süre gözaltında tuttular. Yorgunluktan bitmiş bir halde tutulduğumuz hücrede annemin dizine başımı koyup uykuya geçtikten bir süre sonra sert bir sesle uyandım. Elindeki kilitle hücrenin kapısını açan polis memuru : - Evet evinize gidin artık siz suçsuzsunuz Nereye gidecektik mahallede duracak yüzümüz kalmamıştı. Artık herşeyi herkes öğrenmişlerdi. Karakoldan çıktık karanlıkta nereye gideceğimizi bilmeden meçhule doğru annemle yürümeye başladık. Parka
Sayfa 4 - Artı Farma yayınları·Kitabı okudu