Bakamayacağınız çocuğu yapmayın arkadaşım!!!
Bakamayacaksanız bana getirin ben bakarım,bu nedir Allah aşkına lastik top gibi ordan oraya,sinir oldum.
Duygusal dünyamda yeni karakter açıldı,zeze.
Zeze benim çocuğum eli kalkanın elini kırarım.
Neyseeeee
İncelemeci geldiii hanııımmm;
İnsan bazen en çok küçük bir çocuğun dünyasında büyüyor. Zeze’nin hayal gücü öyle tanıdık, öyle gerçek ki… Hani çocukken kendi kendine konuşursun ya, ciddiye alınmazsın ama senin için o dünya gerçektir — işte tam olarak o hissi tekrar yaşadım.
Bazı yerlerde “ya bu kadar da üzülünmez” dedim… sonra bir baktım gözler dolmuş. Yani kitapla aramda şöyle bir ilişki oluştu: Ben güçlü durmaya çalıştım, o inadına kalbime dokundu. Pek de adil bir mücadele değildi açıkçası :)
Ama en sevdiğim şey şu oldu: Kitap seni üzmek için uğraşmıyor, sana bir şey “hissettiriyor”. Hem kırıyor hem sarıyor. Sanki biri gelip “hayat zor ama yine de güzel” diye fısıldıyor kulağına.
Kısacası, ben bu kitabı çok sevdim. Hatta biraz fazla sevdim. Öyle ki Zeze’yi koruyasım geldi, mümkünse hikâyenin içine girip “gel buraya, ben varım” diyesim geldi. (Evet, duygusal bağ kurma seviyem biraz tehlikeli olabilir.)
Eğer bir kitapla gerçekten bağ kurmak, biraz hüzünlenmek ama aynı zamanda içten içe ısınmak istiyorsanız, bu kitap tam o yerden yakalıyor insanı.
Benim için bu kitap, kalbimin bir köşesine yerleşti bile. Ve kolay kolay da çıkacak gibi durmuyor.
Alzheimer olsam unutmayacaklarım arasına girdi.Ahhh zezem oğluşum..