Nurdi

Çalıkuşu
Sanki herşey yolundaymış gibi sanki hiç birşey olmamış gibi sanki sensiz kalmamışım gibi güneş doğuyor, ay batıyor her gün sıcak ekmek çıkarıyor karşı ki fırın. Mektepte dersler devam ediyor tuhaf iş miş aslında ayrılık dedikleri. Kan revan içindeyiz ikimiz de ama kimse ölmüyor nefes alıyoruz ama kimse yaşamıyor. Cambazlık yapmak gibi birşey bu sensizlik. İçin kan ağlasa da yüzün gülüyor.. Bak Kamran ellerimi bırakarak da sensiz olabiliyorum..
Dizi/Film
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İki Balığın Öyküsü
Biri olmadan, öbürü olmazmış. Bu böylece yazılsınmış. Bir Rus köyü'nde iki balık yaşarmış. Biri turuncu ve İri, öbürü korkak ve İnce. Bütün çiftler de böyledir biraz düşününce. İri sormuş birgün. 'Madem bütün bu denizler birbirine bağlı, niye biz seninle sadece bu kıyıdan ötekine yüzüp duruyoruz? Kendimizi bir akıntıya bıraksak, yeni sularda yüzsek, başka balıklar yesek daha mutlu olmaz mıydık?' Hak verdi İnce. İnceliğinden sırf. Çünkü onun mutluluğu için, İri ve o kıyı yeterlidir. Gerisi hava su değişikliğidir ki, insan bundan beslenemez. Balıklar hiç... Katıldı yine de, düştü İri'nin peşine. Akıntıya bıraktı kendini. Bunlar beraberce, İstanbul ve Çanakkale boğazlarını geçtiler. Geçerken eğlendiler. Fakat bir balıkçı, akşam yavrularına balık götürmek için suya ağ atmıştı. Ve bizimkiler farkına varmadan bu ağa takıldılar. Daha doğrusu İri takıldı. İri ya. İnce de sıyrılıp çıktı. İnce ya, bırakıp gitmedi. Hem inceydi hem aşık. Kemirip ağları, kurtardı İri'yi. 'E, tabi, ben bu ağlara takılacak kadar güçlü kuvvetli değilim, eriyip gidecek gibiyim' diyerek, onun gururunu da okşadı. Aşkta, en yanlış şeyler bile mantıklı gelir insana. Tabi balıklara da... Çünkü aşk, suyun içinde de aşktır. Derken, bizimkiler soğuk denizlere kavuştular. Fakat İnce, alışık değildi bu serin sulara ve hastalandı.
Öykü
"Seninle konuşurken Sitare Aklıma yıldızlar dökülüyor..."
Şiir
Mr. Robot - Hergün dünyayı değiştiriyoruz.
Bir gün babam beni okuldan aldı ve okulu asıp sahile gittik. Su girilemeyecek kadar soğuktu bu yüzden bir battaniyeye oturup pizza yedik. Eve döndüğümde ayakkabılarım kum doluydu ve kumu odama boşalttım. Farkı bilmiyordum. 6 yaşındaydım. Annem bunun için bana bağırdı, ama babam kızmadı. Dedi ki; milyarlarca yıl önce dünya kayıp okyanuslar hareket ederek o kumları sahile getirdiler. Gün be gün. Ve sen o kumu alıp başka yere götürdün. “Dünyayı değiştiriyoruz” ne güzel bir düşünceydi, ta ki bir değişiklik yaratabilmek için kaç gün ve kaç yaşam boyu bir ayakkabı dolusu kumu eve getirmem gerektiğini anlayana kadar. Her gün dünyayı değiştiriyoruz ama bu hiçbir anlam ifade etmiyor ve bunu yapabilmek çoğu insanın sahip olduğundan daha çok zaman alıyor. Asla bir kerede olmuyor. Yavaş yavaş. Düzenli bir şekilde. Yorucu. Ve hepimizin bunu kaldıracak bünyesi yok.
Film