Son sevgilim ölüm.
(Aradakilerin kokusu yoktu.)
Ben ölüm kokan son sevgilimi sevdim en cok.
*
Çok sasirticiydin.
Sisler icinden ansizin cikiveren
Görkemli gemiydin.
Denizen firlayip taklaklar atan
Kocaman gümüs baliktin.
Yemyesil karpuza saplanan
Kara sapli biçaktin.
Çok sasirticydin, çok.
*
Sesini duyunca
Ötüsmeye baslar
Gögüs kafesimdeki
O suskun kuslar.
*
Marti sigliklarindan da
Daha aci gelir bana
Senin söylediklerin.
*
Güneslerde isinmis bir kayasin,
Saglam, sicak, suskun.
Denizlerin tuzu teninde
Saçlarinda yosun kokusu.
Uguldayan lodosda
Hazerfen Mehmet Celebi gibi
Birakiverdim kendimi Galata Kulesi'nden.
Düser gibi oldum bir ara.
As he reached Violet's neighbour's, the door whipped open. The older woman stood at the threshold armed with a wooden rolling pin and a sharp glare. "I didn't want to say anything before, but I will now. You treat that girl right, or I'll make you poof so fast your handsome head'll spin. You hearing me? I know people who make things happen."
Lincoln nodded seriously. "I hear you loud and clear. Mrs. Powers. And I have no intention of mistreating Violet."
"Good." With a parting look and a harrumph, the neighbour disappeared back inside her apartment, the door rattling on its hinges as she slammed it shut
İlk çeviri sırasında, Sabahattin "bırakmıyorsun ki, senin şu sevgili Shakespeare'ini daha güzel yapayım" derdi. Bense "daha güzel olmasına gerek yok" diye direnirdim. Sabahattin "çeviri kadın gibidir; ya serbest ve güzel olur, ya da sadık ve çirkin" derdi.
Bense, Sabahattin eskiden Fransız Dili ve Edebiyatında doçent, dolayısıyla hocam olduğu halde, usta çırak ilişkisinin gerektirdiği saygıyı boş verir, ona kafa tutardım. "Bana bak, bu karı hem sadık hem de güzel olacak" derdim.
Bir insan ne denli üstün zekalı ve bilgili olursa olsun, eğer duyarlılıktan yoksunsa; kafa açısından görkemli bir dev, duygu açısından zavallı bir cüceyse, ben neyleyim böyle bir adamın dostluğunu?