"Ey ihtiyar! Sen, ancak eskisi gibi sigara içersen eski ruh sağlığına kavuşursun! Altmış yetmiş yıl içtikten sonra, artık içememek bir yenilgidir. Eğer sigarayı kendi isteğinle bıraksaydın, bu bir yenilgi değil, bir zafer olurdu. Seni kutlardım o zaman. Aferin, sigarayı bıraktın sonunda derdim. Ama durum öyle olmadı. Sen sigarayı değil, sigara seni bıraktı. Seni terkedip küçük düşürdü. Artık bu ihtiyarda iş yok, onu bırakıyorum işte, dedi. Bu yenilgiye katlanma sakın."
Çünkü ben dinozoru, tarih öncesi çağların nesli tükenmiş bir hayvanı olarak değil; geçmişin doğruluğu kanıtlanmış ve yadsınmaz değerlerini yeni sentezler yaparak geleceğe taşımayı amaçlayan bir yaratık olarak tanımlıyor, dinozorluğumla övünüyorum.
Annem Şefika benim bu yiğitlik gösterilerimi alaya alıp, "kavanoz pehlivan" adını takmıştı bana. T.D.K sözlüğüne baktım, sorup soruşturdum, böyle bir deyim yok. Acaba annem mi uydurmuştu bunu? Uydurdun uydurmasın, bu deyim çok uygundu benim halime: Kolayca kırılabilecek bir cam fanus içinde, mevcut olmayan pazularını şişirerek, kabadayılık taslayan ufak bir yaratık.
"Bunun ahlak ve mantıkla ilgisi yok. Tamamen tesadüf. Buraya kimi kapattıysak burada o bulunur, kimi kapatmadıysak o da serbest gezer; hepsi bu. Benim doktor olup, sizin akıl hastası olmanızın ahlakla ya da mantıkla bir ilgisi yok, sadece basit bir tesadüf."