“Dünya şimdi bambaşka. Birdenbire Bedri Rahmi turuncusu, mavisi, moru, sarısı, pembesi uçuşmaya başladı içimde. Sait Faik hikayelerindeki İstanbul. Ben ki, daha çok işçi ve köylüler Türkiye’sini kendime konu olarak almışım. Galiba bu renkler cümbüşüyle uğraşan hikayeci, romancı, ressam, şair, müzisyen dost ya da yabancılar anadan doğma aşık. Orhan Veli şiirinde de bu var. Yaşar Kemal’in romanlarında da. Insan isterse dünyanın salt bu renkli yanı ile uğraşabilir. Bütün bunları neden anlattım uzun uzun? Şunun için, Filiz’de de var bu renkler cümbüşünün tazeliği. Onunla konuşurken dünyam Orhan Veli şiiri, Sait Faik hikayesi. Bedri Rahmi resminin renkler cümbüşü, Yaşar Kemal romanının o köycül, o dağcıl, yarı vahşi doğasının renk cümbüşüne ulaşıyor. İçimde renkler kaynaşıyor. Şaşılacak şey, bir çeşme, ya da gürül gürül bir pınar boşandı içimde. Renkler, renkler, renkler… “
“Küçük!”
“Efendim?”
“Sen o kitabı bırakmayacak mısın elinden?”
Kitabı sımsıkı tutarken : “Hayır!”
“Peki ne var onda? Öteki romanlardan fazla ne var?”
“Sana bunu anlatamam ki, aptalın birisin sen.”