Kadın olmanın tüm zorluklarına rağmen bu dünyada başı dik ve gülümseyerek geçmiş, geçmekte olan tüm Suzan’lara; bu hayattan hoyrat ellerce koparılmış tüm kadınların anısına ithafen…Hermann Hesse’den bir paragrafla başlıyor eser, “Tek başına duran ağaçlara daha da hayranım. Yalnız insanlar gibidir onlar. Şu ya da bu zaaftan ötürü sıvışıp giden münzeviler gibi değil, yalnızlaşmış büyük insanlar gibi, Beethoven ve Nietzsche gibi…” Kapadım sayfayı, yaslandım arkama, düşündüm. Mutlu olmanın temel prensibi de bu değil miydi? Tek başına ayakta durabilmek… Hele coğrafyanın keder olduğu bu topraklarda kadınsan… Hele yalnız kalmış, bırakılmış, ölmeden evvel ölüme terk edilmişsen…
Kadın…
“İklimine uygun bir toprak bulamamanın hüznünde hep goncaya durmuş fakat çiçek açamamış kaç kadın vardı şu dünyada, kim bilir?”
Tarık Tufan’ın dediği gibi, “Hüznünü kendi dilinde yaşayan varlık.” “Bir kadın görünüşte nazik, hatta sinik olabilir, ama içten içe kanamaktadır,” der Kurtlarla Koşan Kadınlar’da, daha hüzünlü bakıyor Ayfer Tunç, “Birçok kadın hayatlarının tek çiçeğini istenirken aldılar, onları da doya doya koklayamadan misafir odasındaki vazoya koymak zorunda kaldılar.” Aslında çiçek istemiyordu kadınlar, pahalı hediyeler vesaire doldurmuyordu yüreklerindeki boşluğu; yalnızca anlamak ve anlaşılmak, basit de olsa birlikte bir şeyler yapabilmek. Oysa dört duvar arası bir yalnızlık kalıyordu onlara, o da hala hayattalarsa… “Kadın ölür hiç bırakılmadığı kalabalıklardan.” Ülkü Tamer
“Daima sessizce söylemeye özen gösterirdi şarkıları, kimse duymasın diye. Sanki mutlu olmak suçmuş gibi.”
Gülüşün bile batarken başkalarına,Azıcık güzel görüneyim diye giydiğin elbise erkeklerden önce kadınlar tarafından linçlenirken,Yürüyüşe çıktığında dahi saat sorgulanırken, nasıl suç olmazdı mutluluk değil mi? Öyle