Ne garip! Yanmış, yıkılmış bahçelerde hâlâ güller açıyor, doğa da insan da son nefese kadar direniyor. Çocuk, yıkılmış evlerinin perişan bahçesinde direnen gül fidanından kopardığı goncayı getirmişti annesine. Anlamadığım birşeyler mırıldanıyordu ölmekte olan kadının yanaklarını okşayarak. Ne diyor, diye sormuştum çocuğun dilini bilen gönüllü hemşireye. "Senin en sevdiğin gül anneciğim, bahçemizden senin için kopardım," diyor. Kadının feri sönen gözleri, kanı çekilmiş yüzü, oğluna gülümsemek isteyip de becerememesi, dudaklarının acıdan kasılması, boğazına düğümlenen hıçkırık, oğlunu şu vahşi dünyada yapayalnız bırakıp gitmenin dehşeti... Savaşın acılarının, insanın trajedisinin resmini yap deseler, ölen annesine solgun bir gül koklatmaya çalışan çocuğu çizerdim.