"Öyle anlar vardı ki, içimizde iz bırakarak tüm yaşam bir mercekte odaklanan güneş ışığı gibi o ana, sonsuza dek odaklanırdı. Kim bilir, kaç yıl yaşarsa yaşasın, belki de insan yalnızca böyle anlarda yaşar."
...ve tüm geçmişten haber vererek, ama yine de geçmişsiz yıkımı acayip bir sarkacın parçası olarak anımsatarak biteviye sığır sineği vızıltısını kırmak için yavaş bir patırtıyla iç çekti. Ve bu patırtı üzerine meyhanenin tepesinde dönen rüzgâr, toz kokulu bir kitabın üstünde, kaybolup gitmiş bir temel düşünceyi bulma gayretiyle çaresizce sayfaları çeviren bir el gibi “yanıtın ucuz görüntüsü"nü miskin çamura çalmak ve ağaç, hava ve toprak arasındaki çekimi yaratabilmek, sonra da duvarların görünmez çatlaklarından ilk sese kadar yolu bulmak için üsteleye üsteleye sorular soruyordu:
Sadece yapamıyor değildi; artık buradan çekip gitmek de istemiyordu, çünkü dışarıda, sitenin ötesinde, kim bilir, onu neyin beklediğini öğreninceye kadar burada hiç değilse bildik manzaraların gölgesinde gizlenebilirdi.