“Sayın seyirciler, bugün elimize geçen bir habere göre, Dünya olarak bilinen bir gezegende insanlar doğdu, yaşadı ve öldü. Şimdi, sıradaki haberimize geçiyoruz...”
Tanrı, bunun için vardı! Dünyanın bütün kralları, imparatorları, diktatörleri ve devlet başkanları itaat edebilsin diye! İtaat denilen çamaşır suyunu vicdanlarına döküp, “Her şey Allahtan!” diyerek uykuya dalabilsinler diye! Hatta sadece liderler, yalnızca tanrıya itaat edebiliyordu
Bu doğayı yaratan her neyse ya da kimse, nasıl bir sadistti ki “Öyle bir düzen kuracağım ki sırf yaşamak için herkes birbirini gebertecek!” diyebilmişti.
Birbirini yiyen o hayvanlar, her şeyi yiyen o insanlar, bütün cesetleri yiyen o böcekler, o böcekleri yiyen başka böcekler... “Hepsinin de amına koyayım!” diye bağırıyordum. “Bu doğayı hayal edenin de, bütün bu et yiyip kan içme sahnelerine mucize deyip, hepsi için şükredenlerin de ta amına koyayım!” O kadar sinirlenmiştim ki yanımda kâğıt kalem olsa derhal bir dilekçe yazardım.
Madem, bütün o dinler yazıya dökülüp kitap olmuştu, demek ki kullanılması gereken iletişim tekniği buydu. Ben de bir şikâyet mektubu yazıp atacaktım havaya, ya da Allah ya da Tanrı ya da şu ya da bu, her neredeyse, oraya! Madem Kuran, “Oku!” diye başlıyordu, ben de o mektubun başına “Sen de bunu oku!” diye yazacaktım! “Hele şu delikten bir çıkayım, hepsini yapacağım!” diyor ve yanıt olarak, sürekli o sesi duyuyordum:“Daha!” Ama bu defa, daha çok, soruyor gibiydi:“Daha?” Ben de, “Dahası yok! Bu kadar, amına koyayım!” deyip ağlıyordum. Bir de, saate bakıyordum.
“Baktım, çocuk çalıştırıyor, ben de çektim vurdum patronu, hâkim bey! Bizim oralarda namus meselesidir!” demiş ya da diyebilecek herhangi biri var mıydı bu dünyada?
Dünyayı da defalarca uzaktan görmüştüm. Belgesellerde. Kapkaranlık bir uzay boşluğunun içinde, masmavi, yemyeşil, bembeyaz bir küre! Kesinlikle anlaşılmıyordu üzerinde çocuk sikildiği! Ne savaşlarda birbirinin topuklarını ne de barışlarda birbirinin dillerini koparanlar görünüyordu o mesafeden.
Ne atılan çığlıklar ne de söylenen yalanlar
duyuluyordu. Sessizlik ve huzur içinde, ağır ağır dönen bir küre.