"Birisini sevmeye kalkışmak, önemli bir işe girişmek gibidir, bilirsin. Enerji, kendini veriş, körlük ister. Hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanın gerektiği bir an vardır. Düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan."
"Bu sevinçli, akıllı uslu insan sesleri arasında yalnızım. Bütün bu adamlar, vakitlerini dertleşmekle, aynı düşüncede olduklarını anlayıp mutluluk duymakla geçiriyorlar. Aynı şeyleri hep birlikte düşünmeye ne kadar da önem veriyorlar."
Cellat ve kurbanlar arasında büyüdük. Bizim için normaldi, birlikte yaşadık. Barış ile savaş arasında bir sınır yok. Hep savaş. Televizyonu açıyorsun - herkes haydut ağzıyla konuşuyor: siyasetçiler de, işadamları da, başkan da; ödenen haraçlar, rüşvetler, avantajlar...İnsan hayatı - ayağınla üstüne basıp dağıttığın tükürük. Toplama kampında gibi...
"Taygalardan Britanya denizlerine kadar / Kızıl Ordu hepsinden güçlü!..." Gururla söylerdik şarkıyı! Baharda buzlar çözüldü... Harekete geçti... Köyün ardındaki bütün nehir cesetlerle dolu, çıplak, kararmış, sadece bellerindeki kemerler ışıldıyordu. Kızıl yıldızlı kemerler. Susuz deniz olmaz, kansız savaş olmaz. Tanrı verir canı, savaşta herkes alır...
Özgür kalır kalmaz hemen önünde boyun eğeceği birini aramaktan, talihsiz bir varlık olarak içine doğduğu o özgürlük nimetini kendi elleriyle götürüp teslim edeceği birisini aramaktan daha acil ve eziyetli bir görev yoktur insan için.