Kapitalizm ve komünizm insanı anti sosyal, uyumsuz, yıkıcı ve kaba bir robota çevirdi. Bugün ekranlarda gördüğümüz annesine, babasına, eşine, çocuğuna, sokaktaki kediye, köpeğe, ormana, denize zulmeden, kendinden başkalarına organizma gözüyle bakan bu nobran ve narsist tipler 70'lerde, 80'lerde, 90'larda basın-yayın, televizyon, diziler, filmler, sinemalar yoluyla gerçekleştirilen derin bilinçaltı inşalarının, subliminal operasyonlarının sonuçlarıdır.
Fahrettin Er-Râzi'nin bir sözü vardır: "Bir insan iç niyetini, iradesinden doğan iç fiilini (amel-i bâtın) değiştirmediği müddetçe Allah onu değiştirmez."
Haritasız ve dümensiz kalmış, gideceği limanı olmayan bir gemiydi. Kendini akıntıya bırakıp sürüklenmek, en azından hareket etmek, hayatta kalmak demekti ki içini acıtan şey de zaten buydu; yaşamak.
"Onların düşmanca tutumlarından korkmuyorum, senin aşkına inanıyorum. Hayatta her şey kötüye gidebilir, aşk hariç. Yeter ki bitkin düşen, bocalayıp tökezleyen zayıf iradeli biri olmasın, aşk hiçbir zaman yolunu şaşırmaz."